13 Nisan 2010 Salı

Düşünce Farklı, Anlayış farklı,...



"Evet, onları çok koşturuyorum. Koşmayanın adını da açık açık söylüyorum. Bu bir futbolcu için çok kötü bir durum. Bu yüzden bu duruma düşmemeye gayret ediyorlar."

Biz de olsa "Vay hoca futbolcusunu basına yem etti! Adam değilsin Guardiola" derdi basın. Futbolcu da hocasına küser daha da sezon boyun top oynamaz, bir yandan da takımı sabote ederdi. El altından haber sızdırmalar da cabası.

İşte o yüzden onlar "ONLAR" biz ise onlar olmaya çabalarmış gibi duranlar.

İşin zor Rijkaard...

7 Nisan 2010 Çarşamba

Futbol Seninle Güzel



Hele ki Galatasaray'ın böyle oynadığı bir dönemde, hele ki ligimizin futbol kalitesi bu kadar düşükken, futbolu izlemek senin sayende güzel.

Not: Allahından bul StarTv...

1 Nisan 2010 Perşembe

Kaptan'dan İnciler



Kaptanın TamSaha dergisine verdiği röportajın bir ksımı var aşağıda. Türk futbolunu elinde tutanların, kulüplerin genç oyunculara nasıl yaklaşmaları gerektiğini Türk futbolunun genç süper starından daha iyi kim bilebilir ki?

- Yıllardır bir Türk futbol modelinin oluşturulmasından söz ediliyor ancak ortada henüz böyle bir model olduğu söylenemez. Sence bizim oyuncu yapımıza göre Türk futbol modelinin oyun anlayışı nasıl olmalı?

Türk futbol modelinden söz edilecekse her zaman oynamayı düşünen bir takım olmalıyız. Çünkü biz savunma yapmayı çok iyi beceremiyoruz. Biz topa sahip olarak savunma yapmalıyız. Hep oynayan ve hücum eden bir takım olmalıyız.

- Bütün suç genç oyuncularda mı?


Türkiye'de genç oyuncuların üzerinde beklentilerin oluşturduğu bir baskı var ve sen bu baskı çemberini kırarak ufkunu açanlardan birisin. Ama her oyuncu için aynı şey söz konusu değil. Genç oyunculara yüklenen sorumluluğun ağırlığı hakkında neler söyleyebilirsin?

- Daha bugün yeni bir röportaj okudum. İsim vermeyeceğim ama bir altyapı sorumlusu, kendi altyapısında oynayan oyuncuyu eleştiriyor. 40 maç yenilmeyen bir Genç Milli Takımımız vardı. 1987 grubunda inanılmaz oyunculara sahiptik. Cafer Can, Mülayim, Uğur Uçar, Serdar Özkan, Gürhan Gürsoy, İlhan Parlak, Ergün ve içinde daha birçok oyuncunun bulunduğu 40 maç yenilmeyen o takıma bakıyorsunuz, bugün sadece 2-3 tanesi oynuyor, sadece 1-2 tanesi ilk on birde yer alabiliyor. Böyle bir yerde bütün suç çocuklarda mı?

Sorun nerede peki?

Sorun çocukların kişisel gelişimini sağlayamamakta. Onlara yardımcı olamamakta. O psikolojik dönemde, destekle beraber çıkmalarını sağlayamıyorlar. O çocuklar okullarında çok üst düzey eğitim görmüyorlar ki. Aile durumları da çok iyi olamayabiliyor. Biz İngiltere'de, Hollanda'da, Fransa'daki gibi büyümüyoruz ki. Dertlerle, sıkıntılarla büyüyoruz. Bu çocuklara yardım etmezseniz, kötü oynama fırsatı vermezseniz bu çocuklar çıkamaz. Fabregas Arsenal'deki ilk döneminde her maçında iyi mi oynamıştı? Açsın maç kasetlerini baksınlar. Bu çocuklara 10 maç versinler, eminim ki hepsi büyük takımların tümünde oynayacak kalitede.

- Sen nasıl başardın?

Bunun birkaç sebebi var. Ailem ve yaşadığım tecrübeler çok önemli. Ama bir de Marcel Desailly'nin "kaptan" kitabını okumuştum. Bir genç oyuncunun yaşadığı bütün sıkıntıları anlatıyordu. O kitap beni bir çıkış noktasına itmişti. Her futbolcunun böyle zorluklar yaşadığını ve bu zorlukları yenenlerin çıkış yapabileceğini öğrenmiştim. Tabii bir de Fatih Terim'in, Hagi'nin, Manisaspor'da Ersun Yanal'ın katkıları var. Geri dönüşümde Gerets'in şans vermesi ve benim o şansı ilk seferinde iyi kullanmam var. Belki o ilk şansı iyi kullanamasaydım ben de bugün olmayacaktım. Bu ülkede çocuklar böyle kayboluyor işte. Ama sorarsanız hep hocalarımız haklı. Hepsine saygım sonsuz ama öyle bir şey yok. Çok yetenekli çocuklar göz göre göre gidiyor. Kaç tanesi çocuklara özel antrenman yaptırmış? Kaç tanesi çocuklara mental bir antrenman yaptırmış? Kaç tanesi çocuklar için bir psikolog getirmiş? Kaç tanesi tahtada 1 saat boyunca pozisyonunu, oyununu anlatmış?

- Bunların hiçbiri yok mu yani altyapılarda?

Yok tabii. Kim, çocuğu alıp 4-4-2'de nerede, nasıl durulur, top ceza sahasına yaklaştığında defans oyuncusu alandan adama geçer, çünkü golü adam atar diye öğretmiş? Bana hiç kimse 4-4-2'yi anlatmadı. "Oradan oraya, buradan buraya kayacaksın" dediler sadece. Ama 4-4-2 sadece böyle bir şey değil ki. Alanı nerede kapatırsın, alandan adama nerede geçersin, mesafeleri nerede daraltırsın, nerede oyunu açarsın? Üç kişiyi geçip de orta yapabilirsiniz, hiç kimseyi geçmeden de orta yapabilirsiniz. Ama ben bunları yeni öğreniyorum. Bunları öğretmedilerse benim suçum ne? Ben bunları A Milli Takım'da öğrendim. Fransız çocuklar, Benzema'lar, Hatem Ben Arfa'lar bunları 15 yaşında biliyordu, ben şimdi öğreniyorum. E bana öğretmiyorlarsa suç kimde? Sonra beni onlarla kıyaslıyorlar.

Beni onlarla niye kıyaslıyorsunuz ki? Benim kendi ülkemde giydiğim cekete kızıyorlar. Neymiş, özel hayatımı göz önünde yaşıyormuşum. Ben göz önünde yaşamıyorum. Üç günde bir maç oynuyorum, haftada bir kez yemeğe gidiyorum. Oraya 35 tane kamera geliyor. Kusura bakmasınlar ama 35 kamera oraya geliyor diye haftada bir kez gittiğim yemekten kaçamam yani. Giydiğim ceketi eleştireceklerse eleştirsinler. Umurumda değil. 18-19 yaşındaki çocuğun hiçbir şeyine izin vermiyorsun, sadece eleştiriyorsun. Çocuk güzel kızla gezemiyor, iyi arabaya binemiyor, kaliteli yemek yiyemiyor, psikoloğunu tutmuyorsun, iyi antrenman vermiyorsun, sonra çocuk büyük futbolcu olsun diye bekliyorsun. Olamayınca da suçluyorsun. Ben bunu kabul etmiyorum. İsteyen bana "Çok bilmişsin" desin.

Peki, o çocukları oynatan nasıl oynatıyor? Fatih Hoca kimleri oynattı. Ersun Yanal, Yılmaz Vural, Tolunay Kafkas, Ertuğrul Sağlam, Abdullah Avcı, Samet Aybaba, Thomas Doll nasıl oynatıyor? Zaten artık o hocaların zamanı. Gençleri oynatanlar fark oluşturuyor. Herkes bu hocaların takımlarından bahsediyor. Çünkü bu genç çocuklar oynamak istiyor ve fırsatını bulduklarında da ellerinden gelenin en iyisini yapıyor. Ben bunlara kafamı takıp düşünsem eriyip giderim.

- Baskı altındaki genç oyuncu sosyal hayata katılmak ve kendini kişisel olarak geliştirmek konusunda böylesine sağlıksız bir ortamda ne yapabilir?

Asıl mesele bu zaten. Çocuklar sosyal hayatlarını geliştirmedikleri için kendilerini sahaya da yansıtamıyor. Çünkü özgüvenleri eksik kalıyor. Sanat önemli, dizi oyuncuları önemli ama futbolcular bu halkın en önemli figürleri. Çünkü bu ülkede herkes futbol konuşuyor, futbolla yaşıyor. Bu derece önemli bir aktivitenin figürü olan 17-18 yaşındaki oyuncular sinemaya gitmeli, kız arkadaşıyla gezmeli, izin gününde gece hayatına da gitmeli. Ha, çok alkol alıyorsa uyarırsınız. Eğer oyuncu yaşayamazsa olmaz. Ben senede 50 maç oynuyorsam insanlar buna saygı duymalı.

İyi oynamış, kötü oynamış önemli değil. 50 maç sahaya çıkmak dile kolay. Demek ki ben futbola aşığım, Galatasaray'a çok aşığım. Birinin bunu anlayamaması için kör olması lâzım. Arkadaşlarım doğum günümle ilgili bir DVD hazırlamış, annemin de görüşlerini almışlar. Annem "Yani" diyor, geveliyor, "Oğlum Galatasaray'ı çok seviyor" diyor, düşünüyor, "Ya her şeyi Galatasaray oğlumun" diyor. Annem bunu anlatmak istiyor. Yani ben böyle bir adamsam, futbola âşıksam, kıyafetimi çek koy, ama saatlerce programında eleştirme. Bu çocuğun annesine, babasına, kız arkadaşına lâf söyleme. Bu çocuk da insan. Ben insanların ailesiyle, kız arkadaşlarıyla ilgili konuşuyor muyum?

28 Mart 2010 Pazar

O Top İçine Kaçsın !



Şimdi sen bu hareketi yaptın ya, ne kazandın diye sorsam cevap almam mümkün değil ama bilesin ki adam değilsin.

İşte o yüzden bir Berlin Panteri, bir Şenol Güneş, bir Rüştü Reçber olamıyacaksın.

İşte o yüzden milli takım kalesinde bile mal mal bir gol yediğinde sevinen bir topluluk var bu ülkede. Hatta Fenerbahçeli babam bile iyi oldu diyor senin saçma sapan yediğin gollere.

Muhteşem bir top kurtardın evet Keita'nın vuruşunda. Kahramanı oldun bu maçın hem de Selçuk'la beraber.

Ama bilesin bugün o hareketine gülen, alkışlayan taraftarın bile futbolu bırakınca unutacak seni. Senin de sonun " Ben ne zaferler yaşattım ama bana vefasızlık yapıldı" diye ağlamak olacak.

Bilesin ki Volkan elbet bir gün başka bir Nonda çıkacak bu gün götünün kenarına çarpan top tam içine kaçacak.

Sen şanslıysan o günü görmeden bırakırsın futbolu, ben şanslıysam o günü görürüm ve anarım bu yazıyı. Ve sorar ben dahil herkes "Acıttı mı?" diye

Fotoğraf : Chao Grey

Galatasaray 0 - 1 Fenerbahçe : Futbolun Adaleti Yok!


Söz konusu Galatasaray, Fenerbahçe derbisiyse futbolun adaleti diye bir şeyden bahsedemiyoruz malesef. Evet Kadıköy'de çok rezil maçlar çıkardığımız oldu ancak bunlardan herhangi birini kazanmadık. Ancak maçın çoğu kısmında üstün olup kaybettiğimiz bolca maç var hafızamda. Sami Yen'de de durum faklı değil. Fenerbahçe'den üstün oynamamız yetmiyor hiç bir zaman. Ezsek bile kaybedebiliyoruz. Bu gece ezmediysek de sahada daha kötü olan tarafın Galatasaray olduğunu söylemek haksızlık olur.

Geçen yıl Kadıköy'de şok golüyle öne geçtiğimizde yine saçma sapan bir gol atıp takımına hayat vermişti Selçuk Şahin. Bugün'de aynısını yaptı. Geçen sefer Emre Aşık'tı hatayı yapan bu sefer Leo Franco. Leo Franco demişken taraftarın yuhlamasını ayıplayamıyorum açıkçası. O golü yiyen Mondragon olsa o tribünler "Mondragon" tezahüratlarıyla inlerdi. Ancak sezon başından beri sadece 1 maç takıma ciddi katkı yapan ve FB maçında dahi yeterince konsantre olamayan bir kaleciye destek vermeyi bırakmak lazım. Nonda yerine Franco gönderilseydi şimdi çok daha iyi yerlerde olabilirdik sanırım.

Daum'un oldukça şanslı bir TD olduğunu biliyorduk da Rijkaard'ın bu kadar şanssız olması çok üzücü. Bu şanssızlıkla kendisini kaybedersek futbolumuzun evrilmesi anlamında çok önemli bir fırsatı tepmiş olacağız. Neden şanssız olduğuna bakalım önce yakın tarihten başlayarak.

Eskişehir maçında Jo %100 lük bir pozisyonu gole çeviremezken Koray sol ayağıyla köşeye mükemmel bir top bırakıyor. Aksi gibi Koray topu eliyle alıyor ancak hakem bunu görmüyor (art niyetli demiyorum yetersizlikten bahsediyorum) hatta öncesinde ceza sahasına giden topu eliyle kesmiş olduğunu görse Koray sarı kartı olacağından gol pozisyonunda topu eliyle almaya cesaret edemiyecek belki ama görülmediğinden şansını deniyor. Ve oluyor. Sonuçta Galatasaray rakibinden kötü oynamadığı bir maçı kaybediyor.

Sonra Trabzon maçı, yine Galatasaray rakibinden kötü oynamıyor, Trabzon'un ciddi ataklar geliştirmesine olanak vermiyor, maçın başında %100 lük pozisyon yakalıyor Dos Santos'la ve gole çeviremiyor, bir de üstüne Emre Güngör'ün futbol kariyerinde 2-3 kez yapacağı bir hatayı yapmasıyla yine Galatasaray rakibinden kötü oynamadığı bir maçtan sıfır puanla ayrılıyor.

Gelelim Fenerbahçe maçına, daha maçın başında M.Sarp'ın yüreği yetmiyor. sağ ayağıyla rahatça vurabileceği pozisyonda pas deniyor. Emre Aşık'ın kendi kalesine atacağı pozisyonları Bilica çıkarıyor. Yine düzgün bir gol pozisyonunda Dos Santos direği yalıyor. Rijkaard rakbinin gol şansını sadece duran toplara bağlayacak kadar Fenerbahçeyi kilitlemiş ve maç uzadıkça arkada boşluk yakalayabileceğini umuyor. FB'nin üzerine gelemiyecek durumda olduğunu görünce de M.Topal'ı da oyundan alıp hücum gücünü artırıyor. Bu sefer de dağdan taştan gelen basit bir şutu beklemeyen bir Leo Franco'ya kurban oluyor. Volkan'ın çıkardığı şuta bakılarak kalecilerin oyuna etkisi yorumlanabilir.

Şimdi akbabalar başlar saldırmaya Rijkaard'a. Hadi Eskişehir maçını çıkaralım. Adam BJK maçında da, Trabzonspor maçında da, FB maçında da rakibini durdurmuş 2 sinde kalecisinin, birinde defansının hediyesiyle toplam 1 puan almış.

Daha eskiye dönersek, mükemmel oynadığı ilk Eskişehir maçını yine pozisyon vermeden berabere bitirmiş, İBB maçında hakem katliamıyla son dakika golüyle 2 puan bırakılmış. Manisa'ya yine top göstermeden 2 puan bırakılmış.

FB'nin Galatasaray'ı kritik maçlarda yenmesi ne onlara ne bize yarıyor geçmişe bakarsak. Onlar o rahatlamayla yatışa geçiyor biz de demoralizasyonla çöküşe.

Ancak bu sezon GS geçen seneden ders çıkartıp, kalan maçlara alabildiğine asılarak Şampiyonlar Ligi için vargücüyle çalışmak zorundadır. Çünkü BJK'ın Ankaragücü, Trabzon, Fenerbahçe üçlemesi ve sezon sonunda Bursaspor deplasmanına gidecek olması , Fenerbahçe'nin GS galibiyetlerinden sonraki çöküş süreci yaşaması ( en yakını 4-0 dan sonra Denizli'de bırakılan şampiyonluk) Bursaspor'un şampiyonluk baskısını kaldıramama olasılıklarının 2/3 si gerçekleşirse ki gerçekleşir, Şampiyonlar Ligi'ne gidecek ikinci takım olmamız hiç de zor değil.

Yeter ki umutlar kırılmasın, yeterki futbolcular birazcık silkinsin. Yeter ki ayaklar yere bassın. Ve yeter ki artık şans birazcık yanımızda olsun.

27 Mart 2010 Cumartesi

Çok Şükür



"Rakiplerimiz sportif anlamda bizim önümüze geçebilir, maddi olarak geçebilir, tesis olarak geçebilir, ancak bir konuda bizim önümüze geçemezler, ileride de geçemiyecekler. O da Galatasaray kültürüdür."

Çok şükür ki kongre sağduyulu davrandı ve zor günlerde taşın altına elini sokan ekibe devam dedi. Hayırlı olsun...

22 Mart 2010 Pazartesi

Başımız Sağolsun



Bazen centilmenliği bile bize batmış olsa da, böyle centilmen bir spor adamının bizim takımımızın başında bulunmasından gurur duyduk çoğu zaman.

Biz de O'nu alkışlarla uğurlayalım o zaman.

Başımız sağolsun...