23 Aralık 2009 Çarşamba

Elano Blumer, Türkler bir Brezilyalıdan ne bekler?



Değişik bir milletiz biz. Her konuda değişik fikirlerimiz var, ve tabii ki futbol da bunlardan biri hatta birincisi. İsterzi ki yabancı bir transfer geldiğinde alsın topu aksın gitsin, çalım atsın, uzaktan gol atsın, tek başına maç alsın. Hadi 3 yabancı kısıtlaması olduğu dönemlerde biraz daha anlaşılabilir bir tutum ama bugün bu beklentiyi anlamakta güçlük çekiyorum.

Hatırlıyorum zamanında sol beke Ljung diye bir oyuncu transfer etmiştik, sonra da beğenmemiştik, adam düz bir şekilde görevini yapıyordu çünkü. Sonra beğenmeyip gönderdiğimiz adamı Amerika94 te harikalar yaratan İsveç milli takımı 11inde izlemiştik.

Geçen sezon Lincoln bi bok yapmıyor, defolsun gitsin diyenlere çok karşı çıkmıştım. Adam bir şey yapmadığı anda bile sağ kanattan bindiren oyuncunun önüne top atıyor. Aslında ne kadar basit değil mi topu yuvarlıyor. Ama o pası Sabri attığı zaman taca çıkıyo işte, Servet , M.Topla atınca depara kalkan adamın arkasında kalıyo hücum ölüyo, Ayhan atınca hızlı oluyo defans kapıyo, ama Lincol atınca doğru şiddette, doğru yönde ve doğru zamanda çıkıyor o pas ayaktan. Bu mudur bir şey yapmamak? Sen küstürdün bu adamı saçma sapan disiplin gösterisi yapıcam diye. Küstürdün ne geçti ki eline? Hem para kazanamadık hem şampiyonluk kaçtı bu sebepten hem de UEFA kupasında muhtemel bir tur. Kimse Galatasaray'dan büyük değil ya, Lincoln'ü küstürenler daha büyük sandılar kendilerini ve göremediler Galatasaray'ın menfaatlerini. Diyemedi B.Korkmaz sezon sonuna kadar dişimizi sıkalım sezon sonunda satarız diye. Ayağı kopana kadar Arda Turan'a yüklendi haftalar boyu.

Neyse gelelim Elano'ya, adam son 3 haftadır muhteşem oynuyor. Hem de takım arkadaşlarından destek görememesine rağmen. Bizim çok bilmiş medyamız da diyor ki "gol pozisyonundan başka ne yaptı sahada?" Çıldırmamak işten değil gerçekten. Adam 4 kişiyi çalımlayıp 35 metreden vurup gol atmadı ya, kale çizgisinden gol çıkarmadı ya, ne yaptı Elano? Sizin istediğinizi yapan Ronaldo'lar, Zidane'lar da bunu her maç yapmıyor zaten yaptıkları jeneriklere konduğundan öyle sanıyor olabilirsiniz ama adamların asıl meziyetleri bu yetenekleri ile beraber bir TAKIM oyuncusu da olabilmeleri.



Peki ne yaptı Elano? İsabetli pas kullandı, hem de sağdan aldığını yine sağa, servet'ten aldığını geriye vererek değil riskli ve bir çoğu verimli paslar attı. Attığı paslardan sonraki ilk pas tehlike yarattı, ve sonunda gole giden son pasın yaratıcısı da o oldu. Bir çok oyuncu o pozisyonda topu aradan değil direk Keita'ya atardı, ya da aradan attığı top dışarı çıkardı keita zor yetişirdi yan ağlarda kalırdı vs. ama Elano attı ve gol geldi diğer gelmeyenlerde de ya son vuruşlar da şanssızlık ya da asisti yapanın isabetsiz pası olduysa Elano'nun bir şey yapmadığı hükmüne nasıl vardınız ya!

Biraz daha destek verseniz keşke. Keşke kaçırmasak adamı sizin gibler yüzünden. Keşka başarabilseniz her Brezilyalı'yı Alex De Souza sanmamayı.

Keşke bıraksanız da futbol oynansa

20 Aralık 2009 Pazar

Neden? / Gençlerbirliği maçı üzerine



Sezon başında ağzımıza çalınan parmak parmak baldan sonra bir futbol sistemi oturtmaya doğru yol aldığımızı düşündüm ve dile getirdim sıkça. Ancak gelinen nokta ve son haftalardaki futbol sadece bizlerin bu sistem takımı hayaline inandığını gözler önüne sermekte. Rijkaard bile ya umudunu kesti takımdan ya da devre arasına bi girelim de hele ben size sorarım demeye başladı. inşallah ikincisi doğrudur.

son iki haftalık futbol beni gerçekten korkuttu. Belki çok kötü oynamadık dün ama sistem takımından falan çok uzaktık. Devamlı surette Servet ve Uğur'un uzun toplarını izledik. Özellikle Servet'in bu ısrarını anlamakta çok güçlük çekiyorum (ki IQ seviyem hiç fena sayılmaz). Mesela Orhan Şam'ın direkten dönen topu öncesinde Servet topla orta sahaya doğru hareketleniyor topu Elano'yla buluşturmak yerine direk Kewell'a atmaya çalışıyor. Verdiği pas şiddet olarak kötü olduğundan ve sekerek geldiğinden Kewell kontrol edemiyor, kaybedilen topla gelen akında uzaktan Sandro tehlikeli biçimde kalemizi yokluyor, kornere giden top ilahi bir şekilde direkten dönünce ileri uçtaki etkili oyuncularımız sayesinde maç dönüyor. ve bu tek örnek de değil maç içinde.

çok merak ettiğim şeyler var Galatasaray'ımızda

Servet neden topu kullanan adam olmak için kendini bu kadar parçalıyorsun? Kahraman olmak için bu ekstra işlere girerek tam dersine hedef haline geldiğini göremiyor musun? Geçen sen çok güzel görüyordun, defansa yardım alamıyoruz bu sistemde diye de, gör yine olmadığını mesela, yapamadığını bu işi ve savunmaya konsantre ol sadece.

Neden öğrendiklerini bu kadar kolay unutuyor futbolcularımız? Formsuz olmasına kızmıyorum hiç bir oyuncumuzun, onları formda tutmak biraz da teknik heyetin işi, hem de normal bir sezonda oynanacak sayıda maça çıktılar ve yorgun olmalarını anlayabiliyorum ama topa sahip olmaları gerektiğini, topun kıymetli olduğunu, hızlı paslaşmaları gerektiğini öğrendiler sene başında. Ve bunu yaptıklarında işlerin ne kadar kolaylaştığını da gördüler. Tamam formsuzsun diyelim pası doğru düzgün atamıyorsun ama pas atmaya çalışmıyorsun ki! formda olan arkadaşının oyunu kurması için pası ona atmaya da çalışmıyosun. Neden arkadaşım? Sonuç getirmedi belki ama ben Eskişehir maçındaki futbolu izlemek istiyorum. Oyun doğru oynansın bu sene değil önümüzdeki yıllar da kurtarılsın istiyorum.

Elano için ayrı bir yazı kaleme alıcam 1-2 gün içinde. Bu takımda top kullanacak en iyi seçimin Elano olduğunu NEDEN göremiyor arkadaşları?

Neden beceremediğiniz halde Ofsayt taktiğine başvuruyorsunuz ve neden Rijkaard buna engel ol(a)mıyor?

Neden sekiz haftadır rahat bir maç izleyemiyoruz?

Neden önünüzde Kewell gibi bir örneğin peşinden gidemeyecek(gitmeye çabalayacak) kadar vizyonsuz yerli oyuncularımız var?

Neden oyuna girip maçı çeviri diyebileceğimiz bir adam yok kulübede? Bu kadar mı rahatınız yerinde, bu kadar mı yedek kalmak dert değil size?

Neden Keita muhteşem hareketlerle sıfıra kadar iniyor da düzgün bir pas veremiyor? verse belki de Lyon'dan buralara yolu düşmezdi o da ayrı mesele.Yanlış anlaşılmasın, Keita oynamasın demek istemiyorum ama üst düzey bir futbolcunun o hareketlerinden sonra saçma sapan bir pas atmasıyla hiç o hareketleri yapamaması arasında 8 milyon Euroluk bir fark göremiyorum. buna bir el atılamaz mı diye ben çok merak ediyorum mesela.

Neden bir çok medya mensubu spor yazarının yazacaklarını bir gün önceden bilebiliyoruz? Maçı kuzenimle izledik ve kendisine bugün gazetelerde ve tvdeki yorumlarda Elano gol pozisyonundaki pası atmaktan başka ne yaptı sahada diyecekler dedim. Ve öyle de oldu. Ne yapmadı ki adam? M.Sarp Arda'nın yaptığı ortayı gole çevirseydi Arda'ya asist yazacaktınız ve 25-30mt den Arda'ya o pası atan Elano'yu görmeyecektiniz tabi siz. Maç boyu sağ ve sol kanatta "İYİ" pas alan her oyuncu muhtemeldir ki kendisinden aldı topu. Gelip de çizgiden top mu çıkarması lazım gözünüze girmek için?

Neden GS Store'larda Rijkaard ve yardımcılarının giydiği mor atkı satılmıyor?

Tamam son iki madde pek uymadı formata ama format benim, merak benim.

Merak ne güzel şey, güzel şey merak :)

iyi haftalar herkese

18 Aralık 2009 Cuma

Nasıl Yani? #3



Tello ile Tolga Özkalfa arasında BJK'nin ilk golünden önce geçen diyalog

RT: Şşşşşşş, hocaaa çekilsene önümden oyunu başlatacam
TÖ: Ne! Haaa... Bak düdüğüm var benim, onu bekliyce..
RT: Koyarım hoca düdüğüne, du bi
TÖ: iç ses: Hass, başladı lan oyun, durdursam mı, oyunu başladı lan ufff! iyisimi bi düdüğü ağzıma götürüp başlatmış gibi yapıyim

GOOOO...LLL!

Bursasporlu oyuncular: Hocam düdük dedin çalmadın, başladı gol verdin, nasıl iş?
TÖ: Gidin olum işinize, topunuzu oynayın. Adam olsaydınız da kaçırmasaydınız Nobre'yi arkaya

Bu ne ya! Ya penaltıya falan bişey demem, bence değil de orada yardımcıya bakar hakem, kararsız kalır verir anlarım ama arkadaş bu ne! Utanmadın mı oyunun hızlı başlamasına engel olmaya? E ona utanmadın bari golü vermeye utan ya!

Aldın götürdün futbol hevesimi, içine ettin maç keyfimin, bir de Türk hakemlerine dair umutlarımın. Takımlar canavar gibi top oynasın, ter akıtsın didişsin, biz yine bunları konuşalım. Karışmasan süper futbol oynanıyodu sahada.

13 Aralık 2009 Pazar

Buna İhtiyacı(mız) Vardı / Antalyaspor 2-3 Galatasaray



Bilmeyenler vardır, malum Antalya büyüdüğüm yer, anne tarafımdan dolayı kendimi Rize'li olarak ifade etsem de, babadan dolayı da Antalyalılık var kanımızda. 2 hafta önce Gençlerbirliği'ne karşı da canlı izleme şansım olmuştu Antalyaspor'u. İlginç takım Antalyaspor ama lig boyu başarılı olması için şans meleklerinin hep yanında olması gerekiyor. Kuvvetli sayılabilecek bir hücum hattı var. Necati eski formundan uzak da olsa top tutp güzel dağıtıyor, doğru yerlere pas veriyor. Zitouni de oldukça iyi bir oyuncu. Djiheoua (umarım doğru yazmışımdır) ise aslında çok düz, yetenek olarak kazma diyebileceğimiz, karşı karşıya bile gol atmsı benim için sürpriz olacak bir adam dahi olsa, fiziğiyle topu ileride tutarak takım arkadaşlarının hücumda çoğalmasını sağlama kontenjanından sahada. Bir nevi Mehmet Yıldız'ın eskiden Sivasspor'da yaptığını yapıyor (tabii ki M.Yıldız'la kıyaslamak için söylemiyorum). Ancak Antalyaspor savunması da o denli kötü ve de kondisyon olarak oyundan o kadar erken düşüyorlar ki (bknz. FB maçı 90+ daki FB golü) işte şansa orada ihtiyaçları var, şimdi bir Anadolu takımıyla oynadıklarında rakip forvet oyuncularının yetenekleri kısıtlı olduğundan verdikleri pozisyon ya golle sonuçlanmıyor ya da final pasları kötü olduğundan yeterince tehlikeli olamıyorlar.
mesela Gençler maçında çok tehlikeli akınları sonuçlandıramadı Gençlerbirliği ve Antalya bir duran topla üstünlüğü ele aldı, gerçi maç içinde de kötü oynadılar diyemeyiz ama defans hattı sıkıntılı. Dünkü maçta da Elano'nun golünde olsun , Kewell'ın golünde olsun defansın müdahale sıkıntısını gördük. Keita tek vuruşta gol yapılamayacak bir şekilde ortaladı, Kewell önce düzeltti sonra vurdu ve bu arada hiç bir Antalyaspor'lu müdahale edemedi. Ve topa vuran Kahe, M.Pektemek vs.değil de Kewell olduğundan top ağlarla buluştu.

Gelelim asıl takımımıza, geçen haftaki can sıkıcı maçtan sonra takımda biraz tutukluk bekliyordum açıkçası ama Antalya savunma zaaflarını daha iyi değerlendiririz diye düşünmüştüm. O kadar üretken olamadık malesef ama bu üretkenlikleri de genelde final paslarında kaybettik. Ancak çok umut verici gelişmeler de vardı ki, bunlardan en önemlisi Elano Blumer. Her hafta üstüne eklemeye başladı, topu her iki kanada da öyle iyi ve hızlı taşıyor ki Arda ve Keita'yı asist krallığına taşır böyle giderse. Onun bu kadar istekli ve etkili olması umarım Arda'ya psikolojik yük bindirmez de liderlik yükünün azalmasıyla daha iyi bir şekilde sahalara döner. Ve attığı gol. O kadar ihtiyacı(mız) vardı ki bu gole. O gol olmayınca iyi oynadı denmiyor, eleştiriler artıyor. Öyle bu ülkede. o bölgede oynayan adam Alex gibi skorer olacak (gerçi o da koşmuyor diye eleştiriliyor), yabancı dediğin Keita gibi fuleli olacak. Sevilmez bizim memlekette işini düzgün yapan topçu. Ama mesela Keita yuvarlayamaz Elano gibi Kewell'ın önüne, ya hızlı atar aut olur, ya yavaş atar defans yakalar. Bunun Elano'yu özel yaptığını da anlamazlar. Basit bir pastır sonuçta. Neyse gol attıya bugün basında Keita'dan sonra sahanın en iyisiydi diyorlar. Bana kalırsa Keita'dan da iyiydi.
Genel olarak takımda fena değildi aslında (golleri saymıyorum tabii ki), tamam ilk maçlardaki gibi kabus olmadı rakibine ama her hafta oynanmaz o top. Bir de unutulmamalı ki biz sezonu erken açtığımızdan o zamanlar rakipler daha form tutmamıştı ve eziyorduk. Artık bizim formumuz geri gitmeye başladı onlar formdayken ve biraz futbol şansımız kötü gittiğinde maç kazanamaz olduk. Dün de Antalyaspor yakınabilir bu şanssızlıktan doğal olarak.
Bazı ayrıntılara dikkat çekmek istiyorum.
Bence Caner IQ su düşük bir futbolcu, başka türlü Rijkaard gibi pas trafiği isteyen bir hocadan bilmem kaç maçta bir şans bulan birisi olarak sol kanattan sağ kanada kadar top sürmesini, ısrarla pas vermemesi bir yana kaptırdığında defansımızın sol tarafının ova gibi olacağını idrak edememesini, bu kafayla da Rijkaard'ın sisteminin bir parçası olamayacağını görmemesinin açıklamasını bulamıyorum malesef.
Arda; ya takımın kaptanısın, Elano diye bi adam gelmiş, sessiz sakin iyi topçu ama bir türlü olmuyor, olamıyor. Git Servet'e de mesela abi sen kullanma Elano'ya ya da bana ver topu, yakınına gelicez diye. Geçen hafta kafası az farkla dışarı çıkmış adamın maç dönmüş. Bu hafta durumu 2-2 yapmış, koş bi gaz ver, bi silkele, herkesten çok sen sevin bu adamın takımına yaptığı katkıya. Kewell senden çok seviniyor, hatta yalnız seviniyorlar. Yapmayın bunu, gün gelip de sizler ıslıklanmayın, "taraftar vefasız" sözleri dökülmesin bir gün dilinizden.
Ve gelelim yerlere göklere sığdırılamayan Keita'ya , ilk yarı durum 1-0 ken Elano'nun muhteşem pasıyla sağ kanattan getirdiği topta Kewell 2 oyuncuyu peşine takıp ön direğe koşu yaptığında Arda'yı göremiyor mesela,yok o kadarını yapamıyor. Levadia maçından beri söylüyorum. Adamın yetenekleri olağan üstü ama fundamentali eksik, Hasan Şaş'ın yeni sürümü bir nevi. Hadi bu halini tolere eder bu takım ama 3.golden sonra Kewell'a doğru gitmemesine, seyirciye şov yapmasına ne diyeceğiz peki? Sırtındaki adını gösteriyor. Adam takım oyuncusu da değil sistem oyuncusu da, sadece iyi oyuncu. Bizim Ronaldinho'muz diyelim bir nevi. Hayır benim sinirlenmemden öte yarın Rijkaard atacak yine kementi sisteme zarar veriyor diye ondan korkuyorum. Birazcık olsun takım oyuncusu kıvamında oynasa o zaman çok büyük katkısı olacak takıma, umudum pek olmasa da dört gözle bekliyorum o günleri.

Keita'yla veya Keita'sız güzel günler gelecek, bunun için tek gereken şey SABIR. Borges yazmıştı 15 hafta sonra 13. sırada olan Barcelona'nın Rijkaard'a nasıl sbrettiğini ve o yıl 2.likle tamamlandıktan sonra Barcelona'da furbol devriminin gerçekleştiğini. Biz Barcelona'dan daha da sabırlı olmalıyız, onlardaki futbolcu kalitesinden de, altyapı kalitesinden de uzağız çünkü. Ve tıkamalıyız sahte futbol ulemalarının sözlerine kulaklarımızı, ölesiye savunmalıyız Rijkaard'ı. İşler kötü giderken acaba? demeyi aklına bile getirememeli yönetim.

Sonuç olarak çok ihtiyacımız vardı bu galibiyete, her şey güzel olacak. Yeter ki sabır gösterilsin bu devrime.

6 Aralık 2009 Pazar

Futbolculuğumdan Utanıyorum!




"Ben premier ligi izleyince futbolculuğumdan utanıyorum, hırs var mücadele var, sürat var. Hakamler de ordaki meslektaşlarına bakıp utansınlar"

M.Sarp'ın yayıncı kuruluşa verdiği mantıklı açıklamanın ardından kendini tutamayıp dışarıdaki mikrofonlara yaptığı hakem eleştirisi.
Doğru mu? Doğru. Eksiği var fazlası yok.

Bir de ceza sahasına gelen ortayı yayın üzerine doğru değil de biraz daha taca doğru vursaydın, o incir çuvalı hala sağlam olacaktı.

Çıldırıyoruz !!! 2 - Sahada Hırsız Var!!!




Soruyorum abi tesadüfmü? Aziz Yıldırım'ın dünkü açıklamalarının ardından bugünkü Hüseyin Kapkaç'ın yaptıkları tesadüf mü? Olabilir mi? Şimdi bu seyirciye küfürden dolayı ceza gelse Hak mı?

Ya bi insan kötü hakem olabilir ama bu art niyet. Mesela nedir art niyet? Dakika 92 Kewell köşe gönderinin önünde top saklayıp oyunu soğutuyor bu artist te iyi hakemim edasıyla diplerine kadar gidip pozisyonu izliyor, açık seçik topa arkadan belediyeli oyuncu dokunuyor, ama Kewell'ın amacı oyunu soğutmak ya cezalandırıyo aklınca şerefsiz. kale vuruşu veriyor. Bu ne ya! GS hücumu direk vuruş oyun duruyor, takım oynamak gol atmak istiyor, baraj kurulmıycak, sarı kart gösterilmiycek, oyun hızla başlıyor hem de direk vuruş verilen yerin gerisinden, bu adam durduruyor oyunu ya! Futbol katili, bu faulü yanlış vermek değil bu futbolu katletmek. Bunu UEFA'dan izleseler bu hakeme nasıl düdük veriyosunuz deme ihtimalleri var. Yani faulleri yanlış yorumlamasını geçiyorum(geçemiyorum aslında lafın gelişi söylüyorum) ama mantalitesi de yanlış. Abartmıyım birinin uşağı değilsin ama Hakem hiç değilsin. Salaksın bi kere saplantılısın da, büyük takımın seyircisi önünde ezilmeyeceksin aklınca. Nerdeydin geçen sene Kadıköy'de acaba?

Hayır bu kadar rezil ilk yarının ardından toparlanıyoruz, süper olmasa da kazanacak futbolu oynuyoruz, Manisa maçı değil yani durum, şans biraz yanımızda olsa Elano hem gol atacak hem takımın havası yerine gelecek, olmuyor bir türlü, zorladığımız golü biraz şansla buluyoruz ama sonuçta hakediyoruz yani. Sonuç, Hüseyin Kaçak kaldıramıyor bu durumu, bir dünya sarı kart ve sıfırlanan moralle Antalya deplasmanına gidecek takım. Sonra diyeceğiz ki hadi İ.B.B maçında hakem dediniz Antalya'da ne oldu? Ulan takım tam kendine gelecek, tam oynadığının karşılığını alacak katliam başlıyo. Şimdi kim diyebilir İ.B.B 1 puanı haketti diye?

Tamam takım da hatalar yapıyo, hatta Rijkaard da, belki Arda yerine Kewell oyundan alınabilirdi, hem Arda'nın savunmaya olan katkısının fazla olması, hem de ileride topu daha çok tutacak bir ayak olması itibariyle. Daha önce de yazdım Nonda yokken sahada topu ileride tutamıyoruz ve rakip tehlikeli biçimde üzerimize geliyor, bu da böyle bir karambol golünü görmemizi kolaylaştırıyor işte. Baros dönene kadar topu ileride tutmamızın formülü Nonda'dır.

Ayrıca GS oyuncularının sinirleri yıpransa da defanstan dan-dun top çıkarma hakkı yok. Topu ayağımızda tutmamız gereken zamanlar, son dakikalar, defalarca başımıza gelmiş 1 golle maçı almakta zorlanmışız (ligde hiç alamamışsız) Sarp yanında 2 tane müsait takım arkadaşı varken topu taca vuruyor. Ya futbolcunun kabiliyeti sınırlıdır, pası düzgün veremez, ayağı sürter, ıskalar vs. bir şey demem ama pas vermesi gereken yerde topu dikmesin sağa sola, taca atma kolaylığına kaçmasın. Misal Leo Franco tek şansı aşırtma gol atmak olan Pana'lı futbolcunun üstüne koşarken elleri aşağıda koşmasın. Mesela geri pası oyuncular kaleye doğru atmasın (Bknz. Halilagiç Gs-BJK maçı).

Aydın da görsün 2 sn oyunu geciktirmekle bişey olmuyo. Bişey yapacaksan topun önünde falan dur, yavaş yavaş gerile, saçmalama.

Bir de dileğim var: GS, biraz da şanslı olsun ya! Rakiplerimiz oynamadan en az 4-5 maç kazandılar, biz ne zaman kötü oynasak puan kaybettik. (Mesela FB ve BJK hakettiği hangi maçı kaybetmiştir? Ama ben Eskişehir maçı ve bu maçı koyarım rahatlıkla. Tamam 2.yi atamadık sakin olamadık da rakibin attığı gollere bi bakalım ya!)Arda'nın o güzel şutu gol olsun mesela, Elano'nun kafası gol olsun mesela, hakem Arda'nın presle kazandığı ve 2. golü atacağımız pozisyonda faul çalmasın mesela. Maddeler artırılabilir.

Maç sonunda İ.Akın'ın olmamaısna şükredelim birazda. İlk yarı skor farklı olabilirdi vs. diye şeyler gevelemeyi düşünüyodum. İyi ki yoktu o ayrı ama şu anki ruh halimle bunları yazacak kadar objektif olamıyorum. Ek olarak kim ne kadar inanır bilemem ama maç 1-0 bitse de bu satırlarda ciddi biçimde H.Kapkaç eleştirileri okuyacaktınız.

Devre arası bir uyanış olmuştu aslında maça ruhsuz başlayanlar en azından bir mücadele göstermeye başladılar. Belki de hakemin saçmalaması takımın hırslanmasına sebep oldu, ama bu kadar saçmalanamaz. O düdüğü zamanında taşıyan, ucundan da olsa hakemin beynini, zihnini,kişiliğini bilen biri olarak söylüyorum

Hüseyin Göçek bu akşam hırsızlık yapmıştır. Allahından bulsun.

Benim canımı sıkan da kaybedilen 2 puan değildir. 2 şeydir. Birincisi bunun takımın dirilmesine engel olmasıdır, bu ölü toprağının devre arasına kadar sürmesini tetikleyecek olmasıdır. Rijkaard ve Elano eleştirilerinin artacak olmasıdır ve sonunda Rijkaard'ın yeter ulan, benden bu kadar demesine kadar olayın gitme ihtimalidir.
İkincisi de hakemin normal bir şekilde, gözü görmediğinden, hatalar yaptığı için değil de kendini tatmin etmek adına düdükler çalmasıdır.

Çıldırıyoruz! GS-İ.B.B Devre Arası



2 sene önceki şampiyonluğun sloganıydı Çıldırın Çıldırın! Ancak futbolcularımız el birliği ile bizleri çıldırtmaya çalışıyorlar. Sene başındaki çalışkanlık gitmiş. Tabi Rijkaard az çok kadroyu belirledi ya, çoğunuzun yeri garanti ya, yatın artık. Ne hakkınız var bunu yapmaya anlamıyorum. İstemiyorsanız şampiyonluğu gidin Avrupa'ya. Oynayacak kesin bir kulüp bulursunuz, hiçbiriniz Çağdaş Atan dan Sinan Kaloğlu'ndan aşağı değilsiniz sonuçta. Lafa gelince GS forması rüyalarımı süslüyor, hayallerimin kulübü vs. sahaya çıkınca yerinizde durun.

İlk yarı sanki İ.B.B çok iyi pres yapmış GS'a alan bırakmamış gibi gözüktü ama olay öyle değil, çünkü Elano(mecburen pas attılar bu defa) ve Uğur hariç kimse pas almak için boşa kaçmadı, topu Servet'le Topal ayaklarında gezdirirken dönüp götünü gidiyor herkes rakip kaleye doğru. Herkes bekliyor ki Arda alsın topu 3 kişiyi geçsin Nonda'nın başına kuş kondursun, Elano öyle bi pas atsın ki kim dokunsa gol olsun, Kewell 35mt.den vursun biz de galibiyet primine koşalım. Bu ne ruhsuzluktur! Kimsenin hakkı yok bu formayı bu kadar ucuz görmeye. Liderlik gelmiş yine ayağınıza kadar sıkın biraz kendinizi. "Nasılsa alırız" diyerek olmuyo, gördük Manisa maçında ne olduğunu. Azıcık silkinin.

Nonda'da ayrı alem, Baros sağlamken bunları çerez gibi at, Baros sakatken laubali laubali top oyna. Bu kadar soğukkanlı bir adam kaleye bile bakmadan kalecinin üstüne bu topu ancak ciddiyetsizlikten vurur.

Umarım devre arası soyunma odasında biri bişeyler yapar da bi gaz gelir. ben istemiyorum böyle ruhsuz takım, puan kaybedecekseniz de Es-Es maçındaki gibi kaybedin.

4 Aralık 2009 Cuma

Kontrolsüz Güç / Galatasaray 1- 0 Panathinaikos

Ben anlamıyorum, bu nasıl bir kondisyon, nasıl bir futbol anlayışıdır ki, 60 dk. değil 40 dk. değil, 80 dk değil gol atana kadar sürüyor. Sanki bugüne kadar öne geçtiğimiz hiçbir maçta puan kaybetmedik de gol attığımız anda ne oyun disiplini kalıyor ne koşma, Galatasaray hücumcuları yatsın kalksın M.Topal'a biraz da Allah'a şükretsin.

Ya taraftara ne demeli, Manisa maçı yetmemiş olacak ki, en kritik dakikalarda rakip seni baskı altına almışken ıslık çalacağına, takımını coşturacağına Nevizade söylesin. Onu da geçelim ya maç sonundaki ırkçı tezahüratlar ne ya! SOnra ağlarsınız yok İstiklal marşımızı ıslıkladılar yok bilmem ne diye. Yok Yunandan farkınız. Yok takıma faydanız. Yazıklar olsun.

Maç yazısı sinirim geçince...

3 Aralık 2009 Perşembe

Aceto'dan Sazan Avı



Blogların şahı Acetoblog'un yazarı BT, nam-ı diğer Bülent Abi, işini yapmaya üşenip de bloglardan yazı araklayan medya mensuplarına güzel bir "kapak" yapmaya karar vermiş (çok da iyi etmiş) ve 30 Kasım'da şu yazıyı yayınlamış. 3 tane uydurma haber vermiş, ertesi gün sözüm ona muhabirler sazan misali atlamış tabii. Hürriyet ve Habertürk gazeteleri bu haberleri yayınlamış. Sonra Bülent Abi şu postla olayın sorumlularına "şaka lan şaka!" diyince haber yapanların, editörlerin, patronların yüzündeki ifadeyi görmek isterdim doğrusu.
Bunu yapanların yüzlerinin kızarmayacağını biliyoruz ama bu düştükleri duruma gülmek için engel değil tabiki.

Wikipedia'yı taradım Sazan'ın özellikleri ile ilgili, ben de medyadaki sazanların bilgilerini yazayım bari (aslında ne haddimeyse medyayla ilişkim de yok ama, eğleniyorum çok ne yapayım)

Medya Sazanı
- Ağırlıkları 50-100kg, boyları 155-195cm arasında olabilir
- Tüylü, tüysüz, Sarışın, Esmer, Kumral olabilirler
- Allı Pullu bir Sazan çeşididir
- Dünyanın bir çok yerinde çiftlik şartlarında üretilebilseler de anavatanları Türkiye'dir
- Genellikle büyük metropollerde, yüksek katlı binalarda, klimalı ortamlarda, masa başında bulunurlar
- Hareketi sevmezler
- Dipleri karıştırıp, suyu bulandırırlar

artık gerisini de siz ekleyin ... :)

26 Kasım 2009 Perşembe

1000 tık



Vay be! Başladığımızdan bu yana 1000 kez tıklanmışız. Gerçi en az 250 si bana aittir ama kalan 750 için çok teşekkür ediyorum herkese (bir de el atıp yazılara yorum yaparsanız :)). Yakında yeni yazılarla birlikte olucaz, herkese iyi bayramlar.

14 Kasım 2009 Cumartesi

Şaşırdımm!



Lig Tv'de Ömer Güvenç ve Bahri Havadır'ın 2ye1 diye bir programları var bir çoğunuzun malumu. Az önce izlediğim programda Andre Moritz ile söyleştiler, ne olmuş diyebilirsiniz ama Moritz söyleşisinde dil Türkçe'ydi.

Yıllardır Alex'in ağzından bir merhaba'yı zor duyduk biz, adamın henüz 3. sezonu olmasına rağmen, şakır şakır Türkçe konuşuyor adam. Hem de ne konuşmak...

Savulun yeni Kompela geliyorrr...

Bir Zamanlar Bir Atlet Vardı




Mert Aydın bu başlığı koymuş konuyla ilgili yazısına . çok da güzel yazmış.

Yıllar önce basın popülist bir yaklaşımla, Süreyya'ya hep destek tam destek deyip, eleştirenleri hain ilan ederken. Hıncal satırlarında diyordu ki, "seni alkışlayanların değil, eleştirenlerin dostun olduğunu unutma. Asıl senin göz göre göre dibe sürüklenmene seyirci kalanlar vatan hainidir. Bugün seni alkışlayanların yarın nasıl da ortalarda görünmeyeceğini ben biliyorum. Günü gelince kimin dost kimin düşman olduğunu anlarsın."

Kelimesi kelimesine böyle olmayabilir tabi ama bu anlamda şeyler yazmıştı.Üzerinden 7 yıl falan geçmiş bu kadar hatırladığıma şükür.
Dedikleri çıktı mı? Çıktı
Ben demiştim dedi mi?
Tabii ki...

11 Kasım 2009 Çarşamba

10'ların Kapışması



hey gidi günler hey, italya 1990 dünya kupası. O zamanlar her Türk genci gibi Arjantin'i destekliyorum tabiki. Finalde Almanya ile kapışıyorlar bana göre hakkı yeniyor Arjantin'in. Boğazım düğümleniyor.

Neyse Postun konusuna gelelim. Hagi'yi Amerika 94'te keşfetmiştim ben ( O zamanlar internet falan hak getire tabi) Meğer Hagi de İtalya 90 da oynamış ona aklım ermemiş benim.Hem de ne oynamak, bi bakın.

8 Kasım 2009 Pazar

Sarp'Sızlık / Diyarbakırspor 1 - 2 Galatasaray



Kötü bir gün geçirdim dün. Chelsea-Manchester maçını da, GS maçını da öyle boş gözlerle izledim diyebilirm. Analiz falan yok o yüzden.

Aklıma takılanlar var sadece.
Mesela Barış'ın 3 maç ilk 11 oynayınca takımdaki yerini garanti sayarak eski günlerine dönmesi. Bas bas bağırıyordu kırmızı kart alacam diye ilk yarı, ancak Rijkaard testi kırılmadan cezalandırmıyor pek oyuncusunu. Barış testiyi kırdıktan sonraki haftalarda koyacak tavrını diye düşünüyorum.
Arda'nın istekliliği göze batıyordu 2 maçtır, gol tahminim de gerçekleşmiş oldu dün akşam. Takımının lideriydi net biçimde.
Zeminde bir sıkıntı vardı sanırım çok fazla kayan düşen oyuncu vardı. Artık yanlış krampon tercihimi dersiniz, kötü zeminmi bilemem.
İlk golde Ayhan eşlik etti Mendoza'ya, çok kötü değildi belki ama yaşlandı artık ve yavaşladı. Sakatlık ve cezalı oyuncular olmadan pek göreceğimizi sanmıyorum sahada.
Çok pas yapan GS rakibi çok yordu ve 10 kişi kaldığında bile Diyarbakır'ın pek mecali yoktu gelmeye.
Sabri 90+1 de şutunu attıktan sonra görev bölgesine dönmeyip top kovaladığından Tazemeta onun bölgesinden taça orta yapmasailk goldeki becerisine rağmen ona sövüyor olacaktı herkes. Bir de frikik kullanma konusunda kaptanını sallamayışı da hoş olmadı.
Mustafa Sarp'a gördüğü kartlardan dolayı ekstra ceza verilmeli ki takımı bir daha kendisinden mahrum bırakmasın. Eksikliği net hissedildi.
Topal ve Arda çok iyi maç çıkardılar bir de

Fazla bile yazdım, yürüyeduruyoruz işte, Mayıslara göz kırpıyoruz hala.

6 Kasım 2009 Cuma

Akıllı Oyun - Dinamo Bükreş 0-3 Galatasaray



Bazı yazarlar belki vasat bulacaklar Galatasaray'ın futbolunu, aynı Sivas maçında buldukları gibi, ya da aynı ligin başındaki gibi. Ne de olsa ciddi (?!?) bir rakip yoktu karşısında.

Doğrudur, Dinamo Bükreş vasat, hatta vasatın altında oynayan bir takım olabilir ama burada oyunun güzelliğidir esas olan. Ve de büyük takım olmanın verdiği özgüveni koymasıdır Galatasaray'ın.

Sonuçta deplasmanda oynanan bir avrupa maçıdır ki, bu kupada 2 sene önce ne vasat takımlara karşı, ne hallere düştüğümüz hatırlanmalıdır öncelikle. Bir de nasıl futbol oynadığımız.

Bugün ise sahada ne yaptığını bilen (Sivas maçının kopyası) bir takım vardı. Oyunun her anında ipleri elinde tutan, rakibine alan bırakmayan, top almak için boşa çıkan bir Galatasaray izledik. Bir an olsun rakibin galip geleceğini düşünmedik ki ilk golü attıktan sonra, Galatasaray'ın sıkça yaşadığı bir sendromdu(r) bu.

Peki akıllı olarak ne yaptı Galatasaray bugün?
Öncelikle sahayı çok iyi kullandı, hemen her atakta topu sağ kanattan sol kanada kadar götürüp tekrar sağ kanada kadar geri getirdiler ve rakibin hem adam/alan paylaşımını zorlaştırıp hem de yordular. Sabırlı hücum yaptı takım, öyle ligin başındaki gibi 15 dk delice tempo yapıp sonra durmak yerine daha yavaş (bu yavaşlık pas hızında değil di kesinlikle) sabırlı ve akıllı biçimde 70-80 dk.ya yayıldı. Rakip bu sırada muhakkak hata yapıp açık verecek ve GS hücum hattı da bunlardan birini nasıl olsa değerlendirecekti.

Sakatlıklar sonucu ortaya çıkna dizilimi Rijkaard benimsedi sanıyorum ki, Elano ve Keita'sız oyunun provasını da yaptı hafta sonu için. Hatta biraz fazla zorladı bana kalırsa, Nonda'nın sakatlığa olan afinitesi düşünülecek olursa, 3-0 olduktan sonra çıkmalıydı belki de. Nitekim yüreğimiz ağzımıza geldi yerde kalıp zoraki değiştirilince (umarım uzun bir sakatlık değildir). Kendisi 7si ligde 7si avrupada olmak üzere 14 gol atmış bir şahıs ve şu an elimizdeki tek golcü olmasından dolayı biraz yoğurdu üfleme taraftarıyım açıkçası.

Arda yine çok istekliydi, Rijkaard (yine belki demek durumundayım) Elano'yu alırken oyuna, Arda'yı forvete sürüp, M.Sarp'ı çıkarırken belki de kaptanın bir gol atıp kendine gelmesini hedefliyordu, Nonda'nın golünü akıl almaz şekilde içeri alan kalecinin Arda'nın şutunda panter kesilmesi de Şanssızlık hanesine yazılmalı. Artık kısmet haftasonu D.Bakır'a inşallah.

Maçta görevini yap(a)mayan bir tek Leo Franco vardı, o da rakibin kaleye kadar ulaşamaması sonucu gerçekleştiğinden kızamıyoruz kendisine :)

Topal'ın da içine Hagi kaçtığına şahit olduk 3.golde. Uzun zamandır direği yalayan şutlarına aşina olduğumuz Topla, hem de sol ayağıyla, hem de Hagi tribündeyken 10'u hatırlatan, tarihe kazınacak bir gol attı ki unutmayız, unutturmayız (sanıyorum yine Hagi tribündeyken Hakan Ünsal atmıştı Hagivari inanılmaz bir gol, -Grasshoppers veya Glascow Rangers maçıydı- keşke her maçta tribünde olsa dedirtti).

Futbolcular bu ciddiyette oldukları ve rakip ayırmadıkları sürece, görünen o ki, bir iki kaza dışında (ör. Eskişehir maçında Balta'ya çarpan top) ligi domine edecek bir takıma kavuştuk 11 hafta sonunda. Diyarbakır maçı da böyle geçerse bu alışkanlık daha zor kırılır.

Başkanın dediği gibi Mayıslar Bizim...

3 Kasım 2009 Salı

Arda Turan


Kısa zamanlı blog ömrümde daha önce vurgulamıştım Arda Turan'ın farklı bir futbolcu figürü olduğunu. Target Striker blog'da çok güzel bir yazı vardı Arda hakkında. "Var mısın yok musun?" diye soruyordu sonunda. Ben Arda'nın er ya da geç doğru kararları alacağına inanıyorum.
Evet, belki kaptanlık Arda'yı takımda tutmak için biraz erken verildi Arda'ya, belki ağır geliyor biraz yük, ama bir çok insanın atladığı noktaların olduğunu düşünüyorum Arda'yla ilgili.

Birincisi Arda Galatasaray'lı. Çoğumuzdan fanatik bir Galatasaray'lı. Ve takıma zarar verdiğine kanaat getirdiği zaman doğruya rahatlıkla yönelecektir.
Peki nasıl hata yaptığını farkedecek? İşte burada Arda'yı bir çok yerli futbolcudan (hatta bir çok futbolcudan) ayıran özelliği ortaya çıkıyor: Zeka.
Arda gördüğümüz en zeki futbolcu örneklerinden, bunu saha içinde futboluyla belli ediyor, saha dışında espirileri, hazır cevaplılığıyla vs.
2 yaz önce tekne fotoğraflarından dolayı basın topuyla tüfeğiyle üstüne gittiğinde, cevabını sahada vermedi mi? Ortada oynayamaz dendiğinde cevabını vermedi mi?
Üçüncü önemli özellik tecrübe. Arda belki 22 yaşında ama çocuk ydenecek yaşlarda GS kapısından içeri girmiş. Yıllarca o havayı solumuş. Çeşitli yaş gruplarında 100 den fazla milli formayı giymiş, 20 den fazla Avrupa kupaları maçına çıkmış. Kendisinden önceki jenerasyonun 27-28 yaşında görebileceği kadar (belki de fazla) Uluslararası maç oynamış Arda. Bu bağlamda M.Sarp'tan tecrübesiz olduğunu kim iddia edebilir?
Bir diğer önemli özelliğiyse İstanbul'da büyüyen bir genç olması. Anadolu'dan İstanbul'a gelip te ortamlara kendini kaptıracak bir adam değil Arda. Zaten ortamların içinde büyümüş, ve bu dezavantajına rağmen Türkiye'nin en önemli futbolcusu olmayı başarmış. Belki de İstanbul kulüplerinin altyapı sıkıntısı bundan dolayıdır bilemem, ama Arda'yı etkilemediği açık.

Bunların yanına futbolunu yazmaya zaten gerek yok. Bir kaç maçtır iyi oynamıyor olabilir Arda. Ama bu adam daha ligin ilk yarısı bitmeden normal bir futbolcunun bir sezonda çıkacağı maça çıkmış. Belki ciddi sakatlanmamış ama formu düşmüş. Servet'in düşmedi mi? Topal'ın düşmedi mi? Hadi onları geçtim çok iyi bir profesyonel olan Kewell'ın düşmedimi performansı lig başından beri?

Geçen sene takımı tek başına sırtlamasımıdır Arda'nın kabahati? Bu düşüşe mutlaka dur diyecektir Arda. Hatta geçen hafta sonu bunun işaretlerini de gördük. Muhakkak kendisi de ayağa kalkma zamanının geldiğinin farkındadır.

Eğer zeka maddesi olmasaydı bu saydıklarımızın hiç bir anlamı olmayabilirdi. Başkalarının aklıyla davranıp, kendisini şöhrete kaptırıp, yeteneğini heba edebilirdi Arda.
Ama yanlış yolda olduğunu da, ne yapması gerektiğini de, en kötü ihtimalle deneyip yanılarak bulacaktır Arda.

Ve bu tribünler çok coşacaktır onun futboluyla

Sadece biraz zamana ihtiyacı var Arda'nın. Çocukken hayran olduğu, yerinde olmak istediği futbolculardan, daha üstün bir futbolcu olduğunu anlayacak kadar zamana.

Galatasaray Spor Kulübü'nden Zorunlu Açıklama


Ve beklenen açıklama resmi internet sitesinden geldi. Okumak isteyenler buraya tıklayabilir. Yok ben aşağıdan devam edeyim derseniz işte açıklama.

Bazı internet sitelerinde yer alan görüntülerde; Hürriyet Gazetesi spor yayın koordinatörlüğü görevini sürdüren Ercan Saatçi ile Fenerbahçe Spor Kulübünün televizyonunda program yapan Metin Özülkü arasında geçen ve Kulübümüz hakkında açık küfür kelimelerinin kullanıldığı bir diyalog geçmektedir.

Söz konusu şahıs bugünkü Hürriyet Gazetesi’nde konu ile ilişkin bir açıklama yapmış ve bir yandan küfrü savunarak diğer yandan ise göstermelik ‘’özür’’ dilemiştir.

Spor ahlakı ile ilişkisi oldukça zayıf olduğu bir kez daha anlaşılan bu şahıslar, bu diyalogla kendi seviyelerini ortaya koymuşlardır.

Sporculuğun ve spor ruhunu taşıyanların en önemli özellikleri rakibe saygı ve nezaket kurallarını özümsemiş olmalarıdır.

Türkiye’deki spor kültürünün neden çağdaş bir düzeye ulaşamadığının bir kanıtı da, söz konusu şahısların gerçek kimliklerini gizlemek suretiyle hem televizyonlarda program yapabiliyor olmaları, hem de içlerinden birinin Türkiye’nin önemli gazetelerinden birinin yöneticisi olup köşe yazıyor olmasıdır.

Bu kimselerin gerçek kimlikleri ortaya çıktığında bu tür görevleri ifaya devam etmeleri, bu kimseleri istihdam edenleri de kötü ve çirkinden yana taraf haline getirecektir. Bir başka deyişle bu kimseler gerçek yüzleri ortaya çıktığında şu an işgal ettikleri mevkileri terk etmek zorundadırlar.

Nezaket ve saygı herkesin uymakla yükümlü olduğu toplumsal kurallar olmakla beraber sorumluluk makamlarında bulunan kimselerin daha özenli davranmak yükümlülükleri bulunmaktadır. Bir sorumluluk makamını işgal eden herhangi bir kimse, kendisi bakımından taraftarlara gösterilen ve aslında olmaması gereken hoşgörüyü bekleyemez.

Öte yandan bahse konu olayların cereyan ettiği televizyonun sahibi olan Fenerbahçe Spor Kulübünün kendi internet sitesinde yapmış olduğu açıklama meseleyi saptırmaya yöneliktir. Kendi televizyonlarında meydana gelmiş ve Türk Sporu bakımından esefle karşılanması ve kınanması gereken bir olayı yok saymış olmalarını ve konuya ilişkin herhangi bir beyanda bulunmamalarını kabul etmek mümkün değildir.

Sporun gelişmesi ve küfürün engellenmesi için mücadele ettiğini beyan eden herkesin açıkca kınaması gereken, bu küfürlü hakeretin kime yapıldığının hiçbir önemi yoktur. Önemli olan sporun gelişmesine ve küfürün önlenmesine hizmet amacı ile hareket etmek ve sorumluluları cezalandırmaktır.

Türkiye Spor Kamuoyu nezdinde çoktan mahkum edildiğine inandığımız sorumluların açıkca bütün spor çevreleri tarafından kınanması bir zorunluluk olup stadlarda küfrü engellemek isteyen, ülke sporuna katkı yapmak arzusunda bulunan herkes bakımından bir ödevdir.

Türk Spor Kamuoyu önemli ve tarihi bir sınavdan geçmektedir. Ya bir bütün halinde olayları hiç saptırmadan gizlemeden meseleyi tam olduğu gibi görerek ve göstererek küfrün her türlüsünü kim tarafından kime yapıldığına bakmaksızın kınayacak, ya da bu tavrı ortaya koymayarak küfre cevaz veren bir tutum sergileyecek ve tarih önünde hesap vermek durumunda kalacaktır.

“Galatasaray Türkiye’dir” söyleminin sahibi Galatasaray Spor Kulübü Derneği olarak başta Futbol Federasyonu olmak üzere Türk Spor Kamuoyunu küfre karşı bu ortak tavra katılmaya davet ediyoruz.

Bütün bunların yanında sorumluların teşhirini sağlamak maksadı ile gerekli hukuki süreçleri başlatmak için girişimleri yaptığımızı ve sorumluların Türk Spor Kamuoyu dışında ayrıca bağımsız Türk adaleti önünde de hesap vereceklerini Kamuoyuna duyururuz.


Kısaca deniyor ki, Çek git Ercan...

Utanmıyor musunuz!

Petit'in Yeri Blogda Yasemin vermiş linki. Cem Kurel, Ercan Saatçi'nin skandalına fazla dokunmadan, spor koordinatörlüğüne gelme sürecini eleştiriyor. Çok da güzel eleştiriyor.
Ve soruyor basının dut yemiş bülbül kesilen duayenlerine:
"susmaya utanmıyor musunuz?"

2 Kasım 2009 Pazartesi

Çek Git!


Ercan Saatçi malum olayın üzerine özür dilemiş. Özetle hangi birimiz yapmıyoruz diye soruyor.

Diyelim ki bir çoğumuz yapıyoruz, ama biz bir gazetenin spor servisinin müdürü değiliz ki.

Şimdi kim senin gazetenin tarafsızlığına inanacak? Biz zaten inanmıyorduk gerçi.

Burada GS yönetimi de bir an evvel bir refleks göstermelidir. Ercan Saatçi'yi istifaya davet etmelidir. Ya da istifa edene veya kovulana kadar GS tarftarını Hürriyet almamaya. Bu yenilir yutulur bir olay değildir.

Ayrıca yok öyle hem küfürü ederken yakalanacaksın hem de ne var ki diyeceksin. Madem yakalandın Çek Git. Bazı olaylarda bir kuru özür yetmez malesef.

Senin servisinden biri küfürlü bir manşet hazırlasa geyik yaparken, sonra da yanlışlıkla yayınlansa Hürriyet'te, ilgili kişilere ne yaparsın? Gerçi belki de bu soruyu Ertuğrul Özkök'e sormalı.

Ya da daha acısı Ercan. Sevdiğin insan seni aldatsa "Ne var Ercan herkes yapar bunu yeri gelince, sen hiç yapmadın mı sanki dese" Çıkarır mısın hayatından, af mı edersin yoksa?

Efendim?

Alkışlar...


Nerede geçen sene Bülent Uygun röportajları nerede bugünkü Muhsin Ertuğral. Herhangi bir Anadolu takımının hocasının yaptığını yapmadı, ezberimizi şaşırttı, devre sonunda çalınan endirek serbest vuruşda tepkisinin hakeme değil kalecisine olduğunu söyledi. "Bizim işimize bakmamız lazım, hakemin üstüne yürümek de ne demek, futbolumuzu oynamamız lazım. Bir daha Sivasspor'da bunları görmeyeceksiniz"

Ne diyeyim; Muhsin hoca, Sivas'ın 2 yılda kazandığı antipatiyi sempatiye çevirebilecek gibi geldi. Adammışsın hoca...

1 Kasım 2009 Pazar

Galatasaray 2 - 0 Sivasspor / Takım Oyunu



Devre arası yazdığım posta eklenecek çok da fazla bir şey yok belki de ama bu sefer maçı kontrol altında tutabildiğimizi görmek sevindirici.
Sivasspor maçı umut aşıladı bana. Futbolcuların Rijkaard'ın öğretilerini unuttuğunu düşünmeye başlamıştım ki, öyle olmadığını görmüş olduk. Tam anlamıyla takım oyunu vardı bugün GS adına sahada. Çok gösterişli değildi belki ama ilk yarının sonundaki ciddiyetsiz oyun dışında ciddi ciddi yardımlaşan, yerinde basan, pas almak için boş alana kat eden bir takım izledik.
Sabri'ye değinmek istiyorum en çok. Bugün çok hevesliydi, skora katkı yapmayı çok istiyordu ancak bu geçtiğimiz haftalarda takıma yaptığı pozitif etkiyi azalttı açıkçası. Her yere koşmaya her adama basmaya çalışarak defansın dengesini bozmaya başladı Sabri. Koştuğu için alkış tutacak belki herkes ama Sivas arka arkaya 2 tane rahat pozisyon buldu onun kanadından. 2.sinde hakemin ofsayt bayrağını kaldırması Sabri'yi kurtardı belki. Rijkaard belki Sabri'yi frenleyemediğin belki de Nonda'nın arka arkaya 90 dk. çıkarma problemi olduğundan sağ beke Uğur hamlesini gerçekleştirerek Sabri'yi özgür kıldı. O da her yere koşturmaya, anlamsız top sürmelerine, kötü şut tercihlerine devam etti ki umarım bugüne özgü bir hevestir Sabri'ninki. Her ne kadar oyunu hareketlendirse de bu hareketliliğin acısını çektiğimiz bir çok maç olmuştur. Sonrasında çok şükür Uğur sağ bekte gerektiği gibi oynamayı kabullendi ve Sivas'ın tek işleyen (kısa süreli de olsa) kulvarı da tıkanmış oldu.
Oyunun genelinde ilk haftaları hatırlatan bol ve hızlı paslaşmalar izledik ki oldukça keyif verici bir gelişmeydi. İkinci yarı ilk yarı kaybolan ciddiyet geri gelince, Sivas'ın umutları sadece duran topa kalmıştı zaten.
Bugünkü dinamik oyunda M.Topal-M.Sarp-B.Özbek üçlüsünün özellikleri ve form durumları etkendi şüphesiz ve belki de Linderoth'un iyileşmesi ve bu üçlüde kendine yer bulmasıyla bu hareketliliğin ileriki maçlara taşınması da sürpriz olmayacaktır.
M.Topal belki de sezonun en iyi maçını oynadı kendi adına, onun toparlandığını görmek de ayrıca mutluluk kaynağı.

Son bir paragrafta Arda için.
Bugün özlediğimiz Arda sahadaydı. Takımı yönetti, katkı sağladı, pozisyona girdi, arkadaşlarına pozisyon sağladı. Çıkışa geçtiğinin sinyalini verdi bağıra bağıra. Tek yapamadığı goldü bugün için. Hoşgeldin kaptan.

Galatasaray - Sivasspor / İlk Yarının Ardından- Ciddiyetsizler

Bugün için Arda'dan umutluydum. Çünkü benim gördüğüm en zeki futbolculardan biridir Arda, özellikle yerli futbolcular arasında. Ve de bugüne kadar basının her türlü üstüne gittiği zamanlarda ayağa kalkıp sahada vermiştir cevabını, bir yenisini bekliyordum ben de. Beklediğime yakın oynamaya başladı kaptan, takımını yönlendiriyordu baya baya. Sene başındaki gibi olmasa da haftalardır unuttuğumuz Arda'ya yaklaşmaya başlamıştı. İlk gole kadar oldukça güzeldi her şey. Rijkaard'ın oynamtmak istediği futbolu oynuyorduk, sahayı çok iyi paylaşıyordu herkes. Topl almak ve arkadaşını rahatlatmak için pas açısı alıyordu her oyuncu. Top Sivasspor'dayken de alan daraltıp rakibin olgun bir atak geliştirmesine engel oluyordu Sarp-Topal ikilisi. Fazla da defansın arasına girmiyolardı (Buca maçında yediğimiz golden sonra da girmesinler bi zahmet).
Ancak ne zaman ki gol olud, takım gördü ki biz Sivas'a göz açtırmıyoruz, ciddiyetsizlik başladı. Tamam yeri gelir topuk pas yapılır ama çok rahat kullanabileceğimiz pozisyonlar, 3 e 3 ler laubali topuk pasları ve tek toplar yüzünden heba olmaya başladı. Bu konuda hala akıllanmamışız. Toplar bencilce kullanılmaya başlandı. Sabri aldığı topla 25-30 mt katetmeye başladı. Yanında Arda bomboş dururken oyalanıp (ki Rijkaard'ın hızlı ve basit pas konusundaki görüşleri bu kadar netken) ayağındaki topu kaptırınca kendi yarı sahasının soluna kadar adam kovaladı ki bu kendi bölgesinin bomboş kalıp defansın tüm düzenini kaydırmak demekti. Belki Sivas bunu değerlendiremeyebilir ama, bunun adı ciddiyetsizliktir. Bir de alkış aldı bu koşusu ben ona yanarım.
Petkoviç'in uyuşuk davranması sonucu sahalarda pek de göremediğimiz bir endirek vuruş kazandı Galatasaray ve golle sonuçlandı. Bunu hakemler o kadar zor çalarlar ki tahminim 6 sn. yi 2 ye falan katlamış olmalı Petkoviç.

Neyse yine 2-0 önde giriyoruz 2. yarıya ama bu ciddiyetsizlik sürerse ve biraz da Sivas'ın şansı tutarsa maçın sonunu yine panik havasında seyredebiliriz.

Umarım gerçekleimez tabii...

29 Ekim 2009 Perşembe

Barselona 6 - 1 Real Zaragoza / Camp Nou Anıları


Blogda daha önceden de bahsettiğim üzere, derbinin oynandığı hafta sonu ispanyadaydım e hafta sonu Barselona maçı varken gitmek de farz diye düşünerek bilet araştırmaya başladım ki, ilk dumuru o anlarda yaşadım. Barselona'nın internet sitesinden koltuk dahi seçerek biletinizi kolayca alabildim. Biletlerin printerdan çıktısını aldım ve bindim uçağa. O kadar kolay olmuştu ki, Allah biliyor ya hep bi aksilik çıkacak gibi hissediyordum. Arkadaşlarla üzerimize çektik Sarı-Kırmızıları bindik metroya. Az da olsa ufak bi korku mevcut, kıyafeti bi Barselona atkısı ile süslemek istiyoruz. Derken ne görelim rakip takım taraftarı 4 kişi ,yazıyla "dört" Zaragoza otobüsünü bekliyor, akın akın Barselonalıların geçtiği caddede, bununla da kalmadılar otobüs stada girerken tezahürat yapmaya başladılar. Panayır gibiydi, sonra biz girdik kadraja, sonra Barselonalılar derken yukarıdaki fotoğraf çıktı ortaya. O an anladık ki Real Madrid forması hariç hiç sıkıntı olmayacak.

Satdın dışındaki standlarda acaip bir kalabalık, çılgınca satılan formalar ve anında sırta basılan Ibrahimoviç yazıları. Şöyle ki isveçten ciddi bir ordu (çoğunluğunun bayan olduğunu söylemeye gerek var mı bilmiyorum) geliyor onu izlemek için. Şehirde konaklaması, forması , maç bileti derken Barselona kalkınıyor Ibra sayesinde.

Neyse stadın bir dolu ana kapısı var ve orada sadece biletinizi gösterip içeri girdikten sonra (üst-baş araması, bozuk para ve su şişesi toplamak falan yok, hatta kuyruk da yok) tribunler için de ayrı kapılar var, biletin barkodunu okutup tabiri caizse elimizi kolumuzu sallaya sallaya girdik içeri. Stad boştu o sıralar, sürüsüyle fotoğraf çekildi haliyle. Hayran olundu, uzun uzun bakıldı sağa sola, Vayy Bee! ler çekildi.



Sonunda maç başladı , maça girdiğimizde daha önce stada gitmemiş olduğumuzu anlamıştık, maç başlayınca ise daha önce futbol izlememiş olduğumuzu anladık. Sahada İsviçre saati gibi kusursuz işleyen bir makine vardı. Herkes işini yerinde kararında ve o kadar güzel yapıyordu ki hayran olmamak elde değil. Ne kadar acıdır ki bu futbolun temellerini atan adam o dakikalarda derbi anlamazlıktan, B planı hazırlamazlıktan, Alex'e özel önlem almazlıktan dolayı yerden yere vuruluyordu. Barselona bunalttıkça bunalttı rakibini ve goller gelmeye başladı, 2 si iptal edilen tam 9 gol gördük. Tam bir görsel şölen oldu.

Ancak malesef tribün katılımı ve bayraklar o kadar azdı ki. En çok gürültü hakemin aleyhte verdiği bir kararda çıkıyordu. Aksi takdirde takıma tezahürat edilen dakika sayısı maç boyu 2 elin parmaklarını geçmemiştir. Bizim böyle takımımız olsa dedim içimden, Çin'den duyulur desibellerimiz. Adamlar doymuşlar sanıyorum. Takımda oynuyo zaten bağırmayalım da oturup keyfimize bakalım havasındalar.

Maç bittikten sonra kaldık özellikle izledik çıkışı. Stadda tam 75653 kişi vardı ve 10 dk. sürmedi dağılmaları. Tamam Avrupa dedik, bizdeki gibi olmaz diye düşündük ama bu kadarını da beklemiyorduk açıkçası. bir Vayy bee! de buna geldikten sonra tuttuk hostelin yolunu

Anlatırken zor oluyomuş, gidip bi gorun sizde isterseniz. Hele bu kadroya sahipken Barça kaçırmayın bu fırsatı. Bir futbol sevdalısıysanız eğer değeceğine adım gibi eminim. haa, bu arada şehir de çok güzel tabi :))

Dediğim gibi ne stad görmüşüz ne futbol izlemişiz bugüne kadar. Alınacak çok yol, çekilecek çok çile, dökülecek çok gözyaşımız var daha...


video

Bu da "Gol olur!" diye kaydetmeye başladığım Ibra'nın ilk golü

Derbinin ardından...

Maçı izlemedim, o sıralarda Barselona-Zaragoza maçında tribünde yerimi almıştım, onunla ilgili yazı da yolda. Geldiğimden beri derbiyle ilgili onlarca yorum ve haber okudum ki yapacağım yorumun tutacak bi dalı olsun. Hakemin kafası yarıldığı için maç iptal edilmeliydi polemiğine girmiycem. Benim asıl takıldığım konu Bünyamin Gezer'in basına yaptığı açıklama. Çok değil 12 gün önce Gezer'in yönettiği Denizlispor-Bursaspor maçı sürerken Nası Yani? başlıklı bir ileti yazmıştım sonu da şöyle bitiyordu "Bünyamin Gezer'i izlerken de yarın öbür gün bir derbi yönetme ihtimalini düşündükçe de gözlerim doldu" Bunun sebebi Bünyamin Gezer'in benim elimde büyümüş bir hakem olması değildi tabiki. İnanmıyordum çünkü onun hakemliğine. Camia içinde çok aşağılarda da olsa bulunmuş biri olarak zaten kimseye pek inanmıyorum ya! Bana kalırsa ülkemizde üst sınıf hakem olabilecek Avrupa arenasına çıkabilecek ve tüm derbileri yönetmesini isteyeceğim isim Fırat Aydınus'tur. Hakemin hata yapması değildir benim için problem olan. Saçmalamamasıdır. Sıvamamasıdır. Tüy dikmemesidir.
Mesela sezon başında Arda'nın yolunu kesip çıkma hakkı olan yerden çıkmaya çalıştığı için kart göstermesi saçmalamaya örnektir. Maç sonrası sözleri ise sıvama ve tüy dikmeye adaydır. Şimdi demişki Bünyamin Gezer:
Müsabaka için ısınmaya çıktık. 25 dakika boyunca saha içindeydik. Bize ne küfür edildi, ne de bir cisim atıldı. Evet bir takım cisimler sahaya atıldı ama;
1- O cisimler bize yönelik değildi.
2- Oyuncuları etkileyecek konumu yoktu.
3- Yardımcı hakemim için Acıbadem Hastanesi’nden doktorlar geldi. Travma geçirmediğini, çabuk tedavi edebileceklerini ifade ettiler. Ben de defalarca sordum;
- Hocam iyi misin..
- Hocam maça çıkabilir misin...

Yani hakemin kafasını yaralayan cisim hakeme yönelik değildi, e FB li oyunculara da yönelik değildi yani kime yönelikdi GS'lı futbolculara. E sormak lazım kendisine illa GS'lı oyuncunun kafasının mı yarılması lazım? Nasıl etkileyecek konumu yoktu bu cisimlerin
Derbi iptal etmek kolay iş değildir. Ayrıca hakemlik öyle bir ego tatminidir ki, 90 dakika boyunca sahanın patronu sizsinizdir, tribünde binler ekranda milyonlar ,sahada milyon dolarlık futbolcular sizin otoriteniz altındadır, bu insana öyle bir haz verir ki tahmin bile edemezsiniz. FB-GS maçı da Türkiye'de hakemliğin son mertebesidir. Hiç bir hakem de bu maçın elinden kaçmasını istemez, oynatmak ve bitirmek için elinden geleni yapar. Maçı oynattı diye suçlamam ben B.Gezer'i

Neyse asıl takıldığım bu da değil benim devam edelim yine demiş ki Sayın Gezer:


SORU: Soyunma odasında ne düşündünüz?

GEZER: Şimdi soruyorum. Bunu kendi kendime de sordum çünkü. 50 bin kiyi o stada gelmiş. Maçı tatil etsem binlerce insan protesto yürüyüşü yapacak, camlar çerceveler indirilecek.
SORU: Maça devam kararını hem de hakem, hem de bir polis memuru olarak verdiniz galiba.
GEZER: Tabii ki o durumda var. Düşünün 3 cana mal olsa ne olurdu? Müsabaka oynanırken o cisim atılsa ve hakemin kafasına gelse, hem televizyon başında, hem de stattaki herkes maçı niçin tatil ettiğimizi görecekti.
Oysa bu olayda sadece TV’den izleyenler gördü. TV’den maç izleyenlerin yüzde 80’i son 5-10 dakika da ekran başına geçer. Tatil etsem, ekran başındakiler bir şey görmedikleri için anlayamayacaklar. Oysa bu olay müsabaka içinde olsa, “Fenerliler attı” diyecekler ve taraftarlarına kızacaklardı.
Ve niye tatil kararı verdiğimi anlayacaklardı.
Şimdi soruyorum ortada gözükmeyen ve neredeyse kimsenin anlamadığı bir olayda tatil kararı verilmesi doğru mu? Benim vicdanım o kadar rahat ki.. Çok büyük olayları önlediğim kanaatindeyim.

Şimdi bunları söyleyen bir hakemin atmosferden etkilenmediğini nasıl düşünebiliriz ki. Bu adam bu kafayla "Maçı GS kazanırsa isyan çıkar, cam çerçeve iner, kazara bir de benim hatam sonucu gol yerlerse, seri bozulursa, protesto yürüyüşleri olur, insanlar yaralanır" diye de düşünebilir pek tabiki. Çıkıp da "Kardeşim basit bir kanamaydı, alıştık biz, mesele etmeyin bunu, koskoca derbiyi bundan dolayı mı oynatmıycaz. Biz ne şartlarda maçlar oynattık yapmayın Allahaşkına!" dese, o zaman etkilenmiş demem atmosferden. Ama adam net bir şekilde atmosferden bahsediyor. Bir de sormak lazım kafası yarılan arkadaşını gören yardımcı, ofsayt pozisyonunda golü iptal etme yüreğini gösterebilecek mi peki yine bu atmosferde. göze alabilecek mi bi tane de kendi kafasına yemeyi.

Maçı izlemeyen bir adam olarak benim hiç bir isyanım yoktu duruma, öyle ya GS kazanmak adına hiç bir şey yapmamıştı. Ama bu açıklamalar beni sorgulamaya itti ister istemez.

Bir de saçmalayan medya var. Neymiş? Rijkaard derbinin önemini kavrayamamış!
ya bu adam El Classico ya çıkmış, neden bahsediyosunuz
Neymiş? Alex'e özel önlem almamış?
Peki Robinho'ya, Kaka'ya, Drogba'ya almış mı Barselona başındayken? Alex'e niye alsın
Oturtmak istediği bi sistem var, ve rakip FB dahi olsa bundan vazgeçmiyor olması önemli olan. Başka nedir önemli olan, futbolcuların topu koştura koştura aceleyle kapmaya çalışmaları ve bu arada alanlarını kaybetmeleri. Bu akşam Buca maçında bile hal böyle. Öğrenemiyorlar malesef. Alanı iyi parsellediklerinde rakipten topu çok daha kolay kazanabileceklerini öğrenemiyorlar. İlla ki çok koşacaklar "Vay be! Ne ciğer var bu topçuda dedirtecekler" o arada bölgelerini kaybedip takım futbolunun içine tükürecekler ki, medya'ya yaransınlar. Sistemi bir oturtsa bu presi yapmak ve yorulmak durumunda kalmıyacağız.
Korkuyorum adamın çıkıp "ben gidiyorum, siz kumda oynayın. küçük kafalarınızla , küçük futbolunzla kalın başbaşa" demesinden.
Pazar gecesi Rijkaard'ın kurduğu takımın futbolunu tribünden izledim, o futbolu tabi bu kadroyla oynayamayız ama 1/3 ünü oynamak için 3 sene kupa almayacaksak bile ben razıyım. FB yi yenmek için futbol kafamızı değiştireceksek biz de koca bir sezonu 2 maç içinde özetleyen rakibimize döneriz
Ne demişti Platini:
"Büyük takımlar kupalarıyla övünürler, küçük takımlar büyüklere karşı aldığı galibiyetlerle" FB küçük takım demek istemiyorum ama vizyonu küçük gerçekten. Biz doğru yolda ilerleyelim, Rijkaard'a sabredelim, en azından biz GS taraftarı bunu yapalım. Yönetim yapsın. Basın da köstek olmasa yetecek ama, biliyorum ki devam edecekler olmaya. Yine uyduracaklar saçma sapan haberler. Geçen seneki maçta Lugano, son maçta Christian başlattığı halde olayları, "Arda bunu hep yapıyor" başlıkları atılacak ama olsun. Böyle bir yola girmişken katlanmak durumundayız bunlara da. Herkesin susacağı günler de gelecek. 2.Avrupa kupası da.

20 Ekim 2009 Salı

Fenerbahçe - Galatasaray


Hafta sonu oynanacak çok önemli bir derbi var evet. Heyecanlımıyım? Evet. Ama şu da var ki her yıl en az 2 defa izliyorum ben bu derbiyi. Kaldı kiKadıköyde gelen son galibiyeti de hatırlıyorum efsanevi 4-1 lik galibiyeti de. Hey gidi günler hey.
Annem demişti bana ben 7-8 yaşlarındaydım, (Türk Ticaret Bankası Rize şubesindeydi o zamanlar) "oğlum bizim Of şubesinin müdürünün oğlu var, Tugay Kerimoğlu, Galatasaraydaymış, oynuyomu, nasıl bi oyuncu?" ben de o küççücük aklımla şunu demiştim "Anne oynuyo, çalımlar fena diil ama daha çok pişmesi lazım. Çalım atakla olmuyo, iyi orta yapması, düzgün pas vermesi lazım"
O zamanlar anladığımız kadarıyla yapıştırmıştık cevabı. E haksız da sayılmazıdm...
Neyse gelelim hafta sonuna. Tabi gönül ister yenelim keyiflenelim ama sonuçta gittiğimiz yer Kadıköy, ne olacağı konusunda yıllardır fikrimiz var. Neyse ki yıllardır ilk kez belki de favori olarak gitmiyoruz Saraçoğlu'na , elbetteki şansımız var.
Ancak bence Galatasaray Kadıköy'de galip gelecekse olmazsa olmaz şartların oluşması gerekiyor
1- Galatasaray iyi oynayacak
2- FB kötü oynayacak
3- Hakem atmosferdeb etkilenmeyecek
4- şans da Galatasaray'ın yanıda olacak

Artık bunlar olursa olur, olmazsa 9 yıldır olan 1 yıl daha olsa ne olur olmasa ne olur!

Fotoğraf mı? Onun hikayesi başka, malesef bu hafta sonu derbiyi canlı izleme şansım olamayacak. Ama son anda bi pislik çıkmazsa Barcelona-Zaragoza maçında Camp Nou tribünlerinde olucam. Görüşler ve fotoğraflar dönüşte.

Şimdilik sağlıcakla kalın...

18 Ekim 2009 Pazar

Galatasaray 4 - 3 Trabzonspor


Lige verilen ara ve yurt dışındayken kaçırılmış 2 maç dolayısıyla maç öncesi nasıl bir maç olacağı konusunda fikir yürütmekte zorlanıyordum. Umutluydum, rahat alırız diyordum ama, yeni iyileşen sakatlar, Arda'nın halen ilk haftaların çok uzağında olması vs. de huzursuz ediyordu içten içe. Ama ne de olsa Rijkaard vardı kulübede.

Melih Abi "Bilinçli Düzensizlik" demişti şu yazısında . Malesef bugün sahada bilinçsiz bir düzensizlik izledik ilk 40dk dan sonra. Sakatlandığında eksikliğinin çok hissedildiğinden yakındığımız Ayhan maç boyu yanlış üstüne yanlış ekledi. Hafta içinde milli takım orta sahasında oynadığındanmıdır nedir, haftalardır güzel alan paylaşımı yapıyoruz rakip ilerleyemiyor falan dediğimiz sistem paramparçaydı. Bunun en önemli sorumlusu ise bugün günenünde olmayan, olmadığı halde topu devamlı ayağında saklayan Ayhan'dı. Başkasının kontrolündeki rakibe pres yapıp bir anda iki kişinin oyundan düşmesine sebep olma mı dersiniz, dripling yapmak için ekstra efor mu dersiniz, zorladı durdu. Sonunda 1. bölgede anlamsızca kaptırdığı bir top geldi gol oldu, o andan sonra nedense Ayhan topu ayağında hiç tutmadı. Tabiki Ayhan'ın ne kadar önemli bir futbolcu olduğunun farkındayım, ama umalım ki bu musibet (TS 2. Golü) Ayhan'a nasihat olsun da haftaya bu kadar zorlamasın şansını.

Bir de Keita'nın skor avantajını yakaladıktan sonra gelen savruk davranışları var. Topuk pasları, ciddiyetsiz kısa paslar vs. Takıma katkısını, oyuna eklediği dinamizmi inkar etmek imkansız ama bu etkinliğine nazaran faydası eksik kalıyor. Belki ben fazlasını bekliyorum ondandır ama, Kadıköy'de bulduğunu atmazsan, skor olarak geri düşersen toparlamak kolay olmuyor ama dağılmak çok kolay oluyor.

Takımın kalitesi çok üst düzeyde ama, Eskişehir maçında oynadığımız futbolu özlüyorum ben, rakibin üstüne 3 kişi yaldır yaldır koşmayı değilde rakibin oynayabileceği her yeri kapatıp topu bize teslim etmesini , bir o kanattan bir bu kanata rakibin başını döndürdüğümüz futbolu özlüyorum. Fiziki olarak 26 maç yapan bir takımdan çok şey mi bekliyorum bilinmez ama dedik ya, kulübede Rijkaard var.

İzleyemediğim 2 maçı bilemiyorum ama (S.Graz, A.Gücü) benim gördüğüm en kötü oyunlardan biriydi. Kötü derken, kazanmayı haketmedik değil, hakettik ama Rijkaard'ın futbol doğrularının çok uzağındaydık. En tutarlı yaptığımız şey kanatları çok fazla kullanıp rakibi bir şekilde hataya zorlamaktı bugün için. Başkaca bilinçli yapılan bir şey yoktu. Ne hızlı yaptığımız paslar vardı, ne de topu sevip sahip çıkmak.

Umarım ki Rijkaard'ın doğrularına hızlı bir geri dönüş yaparız önümüzdeki hafta.

Malesef Kadıköy derbisinde de yurt dışındayım, maçı izleme şansım olur mu bilmiyorum ama ayarlayabilirsem, Nou Camp ta Barcelona-Zaragoza maçını canlı izleme fırsatım olacak. Artık gol haberlerini SMS yoluyla eşten dosttan alıp Nou Camp izlenimlerimi (bir aksilik olmazsa) dönüşte yazarım.

Edit: Saçmalamışım başlıkta 3-2 diye, düzelttim

Nasıl yani ? #2


Hakemliğin alfabesinde kurallar vardır. O yüzden bir faul pozisyonu defalarca tartışılabilir ve herkes başka bir şey söyleyebilir, çünkü hakemliğe başlarken şu pozisyon fauldür, ayağını kaldırmış bak, ya da kolunu bilerek açmış demezler. Kural açıktır, direk serbest vuruş gerektiren ihlaller denir ve başlar yazmaya
rakibe çelme atmak veya teşebbüs etmek...
yapılan hareketin ne olduğunaysa hakem karar verir. İleri seminerlerde bazı pozisyonlarda hocalar yanlış yorumlandığına inandıkları konuları tartışmaya da açabilirler tabi. Ama işin temeli bu değildir.
4 yıl kadar geride de kalsa 2 yıl sürdürdüğüm hakemliğin ABC lerinin çoğu hala kafamdadır. Zaten Türk kültürü gereği abuk sabuk sorulara cevap aramaya bayıldığımızdan kafa yorardık. Top kaleye giderken direğe çarpıp patlasa 3 e bölünse bi kısmı kaleye girse bi kısmı saha dışına çıksa bir kısmını kaleci tutsa ne olur? uçan kuşa çarpsa kaleye girse ne olur? vs vs.
İşte bu ABC ler der ki top saha dışından yabancı bir maddeye temas ederse temas ettiği yerden oyun hakem atışıyla başlar. topun yönünün değişmesi, kaleye ya da dışarı gitmesi gibi bir ayrıntı yoktur ve nettir.
Bizler her fırsatta hakemlerimize sayıp söverken işte dün EPL de Sunderland - Liverpool maçında, sahaya atılan deniz topu-balon gibi bir cisme çarpan top ağlara gidiyor ve EPL de bir hakem bu golü geçerli sayabiliyor. E ne golü atanı konuşurum ne maçı kazananı bu golden sonra, daha dün Kasımpaşa'nın santradan atacağı gole engel olan H.Göçek'i hazmedememişken (sahalarda 20 yılda bir göreceğimiz türden bir golü engelledi kendisi) bir de bu çıktı.
Ne diyelim, beterin beteri var!

17 Ekim 2009 Cumartesi

Nasıl yani?



bir yandan Bilgisyaar başındaki işlerimi hallederken, göz ucuyla da Denizli-Bursa maçına bakıyordum ki, yine dumura uğratıldım Bünyamin Gezer tarafından.
73.dk'da Turgay la Koffy arasındaki mücadeleye(Daha çok Turgay'ın kendini Koffy'ye çarpması) faul vermekle yetinmeyip bir de Koffy'ye kırmızı kart çıkarttı. 2 dk sonra kornerden gelen top kendisinden sekti, yanlış duymadınız kornerden gelen top.
hemen ardından denizli'nin golü geldi, bir anda al gülüm ver gülüm giden maç heyecan doldu.
Bünyamin Gezer'i izlerken de yarın öbür gün bir derbi yönetme ihtimalini düşündükçe de gözlerim doldu

11 Ekim 2009 Pazar

Önceki Yazı.!.!

Bir önceki yazımda bahsettiğim medya olgusuna farklı - ve de muhtemeldir ki daha doğru- yaklaşan üstadın yazısı şaşırttı beni. Nedir bu çektiğimiz ve doğruysa bunlar nerelere gidelim, nasıl edelim, sen aklımı tut ya Rabbim !!

5 Ekim 2009 Pazartesi

Gezi , Medya, Ankaragücü maçı vs.


Herkese merhaba,
Perşembeden beri Monako'da olduğumdan Graz ve Ankaragücü maçı yazıları kaçtı. İzleme imkanım dahi olmadı. Oralarda kumar ve sosyetik partiler futbolun çok önünde olduğundan gezinimlerimde herhangi spor yayını yapan bir yer göremedim. Neyse Monako anılarını başka bir yazıyla uzun uzadıya anlatmayı düşünüyorum zaten ancak bir süredir yazmak isteyip de yazamadığım bir konuya değinmek istiyorum.
Aziz Yıldırım 3 yıl üst üste şampiyonluk sözü verdiğinden beri medyada belirgin bazı şeyler olmaya başladı. Tabi ki zat-ı alilerinin "şampiyonlukların sadece sahada kazanılmadığını öğrendim" (divan toplantısı falandı heralde ya da kongre) sözünden sonra bazı şeylere biraz daha odaklanmak gerekiyordu. Öncelikle 90dk programı olayı yaşandı, ilgisi olduğunu iddia etmek zor ancak yazar ve eleştirmenlerin tavırları da ilginçleşti. Rakiplerin yediği komik gollerle son dakikalarda 3 puan kurtarılırken yapılan eleştiriler, GS'ın en az 45 dk bizi doyuran futbolundan daha hafif eleştirildi.
Evet GS'ın da eleştirilmesi gereken yanları vardı ancak bu kısımlar kabaca işin "kadayıf üstüne kaymak" kısmıydı. Yani kadayıfın güzelliği görmezden gelinerek "bu kadayıfı yaptın da kardeşim bilmezmisin ki biz bunu kaymaksız yemeyiz, hani bunu kaymağı!" diye Rijkaard kıyasıya eleştirilirken, FB'nin fırınlanmamış kadayıfı daha az eleştiriliyordu. Daha fazla "yemekteyiz" havasına girmeden söylemek gerekirse, bilinçli bir yıpratma operasyonu sinyalleri
fazlasıyla gözüme batıyordu.
Hele birde sahadaki oyunu eleşt,rmek neyse de bel altı vurmalar başlamıştı, neymiş Rijkaard antremanlara çıkmıyormuş, sözleşmesi aslında farklıymış, takımı kampa almamakla ne yapmaya çalışıyormuş, M.Helvacı, taraftarın Üstünel'e tezahürat yapmasına kızmışmış vs. İşte bunlarla GS'ın havası bilinçli şekilde azaltılmaya çalışıldı. Futbolu izlediğim yıllar içinde bildiğim bir şey varsa o da şampiyonluğa giden takımın hedefine inanması ve o hedefe odaklanması, hedef uğrunda takımın diğer işlerle uğraşmaktan vazgeçmesiyle gelir. İyi oyuncular ve kenar yönetim tabiki faktördür ama oyuncular bir kere "bu iş olmıyacak galiba", veya "abi bu hakemler bizi şampiyon yapmıycak bu sene" diye düşünmeye başladımı ne maça asılabiliyorlar onu bırakın antreman bile yapmak işkence oluyor. Böylece de bir kaç hafta içinde birileri çıkıyor "biz demiştik GS kötü yolda" veya "e hakem bi maçı katletti tamam da kendi evinde bilmemkimi niye yenmedi GS" diye toplumu kandırmaya başlıyorlar.
Güvenilir blog ve yazarlardan (hatta güvenilmez bazı yazarlardan da) okuduğum kadarıyla GS çok iyi olmasa da yine üstün olan tarafmış Ankaragücü maçında , ve hatta net bir de penaltısı verilmemiş durum 0-0 iken. E o gol olmadı diye 3 yemenin alemi yok tamam da işte hayatta böyle, futbolda kırılma noktaları var. Sezonun da var hatta. Birileri çıkıp sadece kırılma noktalarında boy göstererek bir çok şeye etki edebilir. Nitekim bugün basında çıkan yazılar da dediklerimi doğruluyor, ciddi bir saldırı söz konusu GS ve medyaya. Acaba diyorum hep röportajlar GSTV ye verildiğinden ve bir çok idmana başka muhabir alınmadığından olabilir mi bunlar. Tabiki olabilir.
Bakın Mustafa Denizli'nin çalıştırdığı takımlar da durum böyle olmuştur, nedense hep soyunma odasından dışarı laf sızmıştır, o ona şunu demiştir, bunu demiştir. Ama Ertuğrul Sağlam dan sızmaz o yüzden de medya Ertuğrul'a yaptığı eleştirilerin yarısını yapmamıştır M.Denizli'ye. Acaba Rijkaard sadece GSTV ye röportaj vermese durum değişirmiyidi? Bilemem. Ama inandığım şey bu yıl GS şampiyon olacaksa 3 cephede birden savaş vermek zorunda kalacak ve bu cepheler kupa, lig ve UEFA değil, Lig , federasyon ve medya ile olacakktır.
Ancak umuyorum ki GS taraftarı sağduyulu davranır. Ve yönetimden önce kendisi durur hocasının arkasında. GS iyi yoldadır. Bu yolun sonu ikinci bir avrupa kupasıdır. Engellemeye çalışanlara dur diyecek olanlarsa kulübün başındakilerdir. İnşallah onlar da pazarlama stratejisi için (evet gerideyiz bu konuda) için futbolcuları ordan oraya koşturmaktan (özellikle Arda'yı) vazgeçerler de oyuncular sadece yeşil sahaya odaklanırlar.

26 Eylül 2009 Cumartesi

Digiturk Allah Senin...!!!




Efendim ülkemizde büyük şirketlerin halkı küçük küçük sömürme sistemi oturmuş olduğundan ve de tüketici hakları bireysel olarak aranmadan hiç bir şekilde ağıza alınmadığından belirli sıklıklarla sinirden çıldırdığım anlar yaşıyorum. İşin komiği bir kişi zorlayıp hakkını alsa bile devlet demiyor ki "kardeşim diğerlerine de versene", illa ki ağlayacaksın bir şey elde etmek istiyorsan.
ölümüne karşıyım arkadaş bu düzene, ama her defasında yenik düşüyorum hemen hemen. Sadece kredi kartımdan kesilen 55tl lık yıllık ücreti geri alırken galip geldiğimi hatırlıyorum. Yenilgilerimse çok fazla, gelin yakın zamandan örneklerle durumu LigTv ye kadar bağlıyayım

Turkcell kamulular için kamucell diye bir tarife oluşturdu eski aboneleri içinde bu tarifeye geçme hakkı verdi ama bunu şimdi hatırlayamıyorum 50bin mi 150binmi ne kişiyle limitledi. Tabi bendeniz de bir GSM şirketi sahibi olmadığımdan bu kontenjanın bitme tarihini öngöremedim(biraz da gevşeklik var tabi) sonra bi gittim dedilerki kontenjan doldu
- eee
- yeni hat almanız lazım ya da numaranızı transfer etmeniz lazım
- e kontenjan dolduysa yeni hat alınca nasıl Kamucell'li olabiliyorum
- o zaman oluyo beyefendi
- e kardeşim azıcık mantıklı olun yeni hat alsam eskisini kapatsam ne fark olacak?
- beyefendi kampanya böyle
- Hay kampanyanızı!!! Yaw kardeşim benim 11 senelik numaram var, en pahalı operatörü 11 senedir kullanıyorum, o kadar avantajlı kampanya gelmiş Turkcell de kalmışım, numara taşıma gelmiş taşımamışım, 11 yılda 132 fatura ödemişim tıkır tıkır; yeni hat alan adama var, diğer operatörden gelen adama var bana yasak. Biz yoluncak kazmıyız arkadaş.
- Beyefendi şikayetinizi kaydediyorum. Kampanyamızın şartları şu an böyle
- Allah belanızı...
sonuçta ne oldu, kullanmadığım Avea numaramı Turkcell'e taşıdım iki hatlı bi telefon aldım ve 11 senelik numaramı arama kabul ederken, yenisini de ararken kullanıyorum. Arkadaşlarımın kafası karışıyor, ben her şaşırandan sonra Turkcell'e galiz küfürler yağdırıyorum ama malesef hala kullanıyorum. Elalemin ülkesinde millet eski müşteriye kampanya yapar bizde onlar cepte keklik nasılsa, Allah belanı versin Turkcell. İntikamım acı olacak bir gün ama bekleyelim bakalım.

Telekomda ben modemimi alıp aylık 30 lira verirken 14,90 a modem hediyeli kampanya yapmıştı da yine delirmiştim.

İşte Digiturk'un de var böyle adetleri. Misal geçen sene kampanyayla EkoSpor paketine 38,90 TL'na abone oldum, sonra öğrendim ki ailem-ki kendileri en az 6yıllık abonedir- aynı spor paketine 68,90 ödemekte. Ayda 20 TL'ndan yıllık 240 lira yapar. Yazın LigTV iptal edildiğinde ise 22,90 civarı bir fiyata düşüyor 3 ay. Yani nereden bakarsanız bakın 200 TL fazladan ödüyorlardı.
Neyse 1 yıllık sözleşme yaptık Digiturk servisi geldi kullanılmış bi dekoderi televizyonuma bağladı dedi ki "Bu dekoder kullanılmış ama Digiturk'un güvencesi altındadır. Bir arıza olursa yenilenecektir." Mantıklı geldi "tamam" dedim. Geçen gün(üyeliğimin bitmesine 1 ay kala!!) dekoderim çalışmamaya başladı aradım Digiturk'u, önce üyeliğimi devam ettirmek istemediğimi söyledim (yeniden sıfırdan abone olurum, devam etsen 62,90 ama şu anda 47,90 lık kampanya var) meğer ancak ayın 3 ünden 3 üne kapatma işlemi yapabiliyolarmış ben de 24 ekim ile 3 kasım arasında izleyebilecekmişim Digiturk'ü o yüzden o 10 günlük parayı ödemem gerekiyomuş. Nasıl yaa!
- E arkadaşım gelin sökün 24 ünde
- Beyefedndi malesef ayın 3 ünden 3 üne yapılıyor işlem, o kadar gün izleyebileceksiniz
- İzlemiyorum ulan izlemiyorum alın sökün gidin. Kardeşim hangi çağda yaşıyoruz ne demek yapamayız, niye ben bi daha para ödüyorum??
- Beyefendi sistem böyle
- Ulan nasıl sistemmiş , devlet hastaneleri bile yeniledi sistemlerini kimlik numarasıyla hastaneye gidiliyor, faks ile sevk alınıyor, Türkiye liglerini yayınlayan kuruluş -bir digital platform- ayın belli günü abonelik kapatabiliyor.
- Beyefendi iptal etmeyi onaylıyormusunuz?
- onaylıyorum... Bir de benim dekoderim çalışmıyo
- tamam kaydediyorum ama servis gelince 20 TL hizmet ücreti alıyor
- ama dekoder benim değilki siz koydunuz, garantisi var dediniz
- Efendim garantisi var ama bu servis ücreti.
- Güzel kardeşim soyguncumusunuz Allahaşkına, yaw kullanılmış dekoder veriyosunuz, garantili diyosunuz e bozulunca da servis ücretini siz verin bana ne ya!
- Efendim servis istiyomusunuz?
- Evet. Zaten servis ücretini ödiycez el mahkum ama bu düpedüz saçmalık. Bir de şikayet kaydı yapın lütfen.
- tamam kaydı aldım

Bu nasıl bir uygulamadır! Yani aklıma gelmiyor da değil, bu dekoderlerle bilgi alışverişi yapılıyorsa merkezden belki de Digiturk bilmemkaçbin abonesinin dekoderini susturdu 20 şer TL' ndan dünya para. Yeni yayın ihalesine hazırlanıyorlar ya belli mi olur!

Diyeceğim o ki Allah bin türlü belanızı versin. Böyle hizmet anlayışı olmaz, dekoder zaten sizin, benden nasıl servis ücreti alırsınız. Pierolarla şov yapan teknolojiniz nasıl oluyor da istenilen her gün her dakika abonelik açabilirken ayda bir kez abonelik kapatabiliyor? En önemlisi nasıl oluyor da bizleri sistem böyle diyerek geri zekalı yerine koyuyorsunuz, ve de nasıl oluyor da biz elimiz kolumuz bağlı kalabiliyoruz....

22 Eylül 2009 Salı

Galatasaray-Kasımpaşa : 3-1


Fotoğraftaki sahne maçın en önemli anı bence. Öncelikle bu kadar adaletsiz bir karara bile, Galatasaraylı oyuncuların Arda'nın da frenlemesiyle hakemi darp etmeden itiraz etmeleri keyif verici. Hele bazı takım oyuncularının tek bir sarı kartta bile hakemi omuz, dirsek vb. organlarıyla
itip kakmalarını konuşalı sadece 2 hafta geçmişken. Amatör de olsa bir hakem eskisi olarak o pozisyonda topun çok yumuşak bir şekilde yukarıdan aşağıya doğru ilerlediğinden dolayı ( hakemin de temel olarak durarak izlemesi gereken bir pozisyonda koşarak ilerlediği için) pozisyonu kaçırdığını düşünüyorum. Muhtemelen yerinde sabit duran (biraz da futboldan anlayan) her birey bu pozisyonda elle oynama olduğunu farketmiştir. Ancak devre arasında gözlemcimi, 4.hakemmi yoksa gelen bir telefonmu bilinmez, İlker Meral kesinlikle durumdan haberdar edilmişti ve 2.devrede herhangi bir karambolden topu kurtaran Kasımpaşalı futbolcuların her kontratağında GS lehine faul düdüğü çaldı ve Kasımpaşa'nın futbol oynamasına izin vermedi. Ne zaman 3 e 3, 4 e 4 yakalayacak olsalar GS'ı, anlamsız biçimde oyunu kesti
Galatasaray rakibi yoran hızlı pas trafiğini BJK maçından beri terk etmişti ve onun yerini baskıyla başlayan devrede erken atılan gol sonrası rakibin açıklarından, ve bünyesindeki yetenekli oyunculardan faydalanarak farkı artıran bir yapı izlemiştik. Bu maçta da sanıyorum hafta içi oynanan maçın da etkisiyle yüklenip atalım bir gol gerisi gelir sonra mantalitesiyle rakibi de hafife alarak başladı maça. Aslında Ali Güneş ve İlker Meral'e toslamasa işe de yarayacaktı bu uygulama ve çok da rahat bir maç izleyecektik ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Ve gördükki gol attığı için geriye yaslandığını ve rakibe alan bıraktığını düşündüğümüz GS gol atmadığı halde 10. dk. dan sonra yine aynı kimliğe büründü. Bunun ne kadar bilinçli yapılmış bir hamle olduğunu ileriki haftalarda daha rahat anlıyacağız sanıyorum.
Kasımpaşa ferdi olarak yetenekli ama içleri geçmiş oyunculardan kurulu bir ekip olduğundan motive olmakta zorlanan daha doğrusu takım olamayan bir yapıdaydı. Ancak rakip GS olunca futbolcular yeteneklerini yeniden gösterme gayretiyle oynadıklarından etkili bir 45 dk. çıkardılar. Sanıyorum aynı futbol kimliğini Fenerbahçe ve Beşiktaş maçlarında da göreceğiz. Özellikle Moritz ve Azar açık alanda Emre'ye karşı ciddi sürat avantajını yakaladılar, sonucunda ilk yarı sonunda 4 ü isabetli 6 şut gördük kalemizde.
Sabri Rijkaard'ın olumlu sözlerinden mi yaydı yoksa önünde Elano oynadığından mı bilinmez pek oyuna konsantre değildi dün gece. İlk golde de verkaç sonrası rakibiyle koşmak yerine eliyle Emre Aşık'a işaret etmekle yetindi Sancak'ı ve M.Sarp'ın da Moritz'in gelişine geç uyanmasıyla yenmemesi gereken basitlikte bir gol gördük kalemizde.
Caner'i de yetersiz gördüm dün gece. Dengesini sağlayacak güce sahp değildi. Hem sol kanatta önündeki hücümcuyu atağa kaldırmakta yetersiz kaldı hem topla içeri haddinden fazla katetmeye çalıştı hem de fazla top kaybı yaptı. Bu da gösteriyor ki sadece fiziksel olarak hazır olmadığı gibi mental olarak da Rijkaard'ın futbol felsefesini uygulamaya hazır değil Caner.
İkinci yarı Nonda değişikliğinin bu kadar etkili olması yine Nonda mı Baros mu? sorularının uçuşmasına sebep oldu medyada. Kişisel görüşüm Nonda'dan bu şekilde faydalanmaya devam etmekten yana. Her ne kadar futbol bilgisi üst düzeyde de olsa, topu iyi saklayıp genellikle en doğru adrese düzgün pas da verse fiziksel özelliklerinin bu takımın ilk 11 oyuncusu oılmayı kaldıramayacağını ve yine sakatlık problemiyle başbaşa kalıp forveti tümden alternatifsiz bırakacağına inanıyorum ben. En azından geçen 2 yıl bunları gösterdi bize. Ayrıca Nonda o golleri atarken sahada Keita'nın olduğunu ve Baros'un devamlı hareket halinde olarak yıprattığı bir defansa karşı oynadığı da gözlerden kaçmamalı. Bu şekilde oynamaktan doılayı çok da mutsuz görünmüyor ayrıca Nonda. Sanırım o da farkında yaşından ve geçirdiği sakatlılardan ötürü oynama kapasitesinin daha kısıtlı olduğunun.
Nitekim yapılan iki değişiklikle GS daha etkili bir yapıya büründü ve hücumlar daha organize olmaya başladı, rakibin de oyundan düşmesiyle yine 3 gollü bir galibiyete ulaşıldı.
Maça dair beni hem şaşırtıp hem sevindiren gelişmelerse Kewell'ın Arda'dan daha çok koşmuş olması ve 3. gol öncesi Nonda topu sürerken 5 kişinin ciddi deparlarla atağa mantıklı koridorlardan destek vermesiydi.

19 Eylül 2009 Cumartesi

Kısa Kısa

neden olduğunu bilmiyorum ama evden de işten de bir türlü bloguma ulaşamadım, görüyorum ki diğer yazarlar pek böyle bir sorun yaşamamış, ne maç yazısı ne tahmin ne çtır çerez bi konu ekleyemedim malesef. Bayramdan dolayı Antalya'dayım (tatil değil aile büyüklerimiz burda:)) internet opsiyonu yine kısıtlı ama bir şeyler karalamaya çalışıcam.

- Fenerbahçe bir çok taraftarının gözü boyanmış (hatta hocasının, futbolcusunun vb. de) biçimde Twente'yi kolay rakip olarak görüyordu. Ne de olsa 3.torbadan gelmişti ya, basit takımdı. Ama FB nin Manisaspor gibi pas yapan bir takım karşısında ne hallere düştüğünü hatırlamadılar hiç. Belki de farketmediler bile. Sonuçta şok oldular. Ben olmadım, hala "ah" ediyorum, kısa zamanlı blog hayatımda maç öncesi bunu yazacaktım nete girebilseydim de maçtan sonra "ben demiştim" diyebilecektim extensor gibi :)

- Basketbolde şok olduk, İspanya koçu son hücumu takımda pek kullanmadığı (sanırım Luoll) oyuncuyla kullanarak rakibi şaşırtmayı amaçladığını söylemişti. İşe yaramadı. Biz de NBA de Orlando Magic'in son toplarını kullanan , Boston Celtics'e attığı son saniye üçlüğü hala hafızalarımızda olan Hidayet'i kullanmayarak sürpriz yaptık. Yine işe yaramadı. Gerçi çok iyi bir set oldu , boş şut buldu Engin ama NBA koçlarının bir bildiği olsa gerek pek sürpriz aramıyorlar bu konuda. Jordan varsa, Kobe varsa, LeBron varsa başkası elini yakmıyor. Belki de en iyi yaptığımız şeyi yaptık Slovenya maçında. Rehavet!!. SonraYunanistan gibi bir rakip ve malesef...
Boşuna demiyorlar sanırım Türk gibi başla Alman gibi bitir diye

- petitinyeri ndeki lige tahminlerimi giremeyeceğim diye çok korktum neyseki bugün bloga ulaşabildim

- Hala ciddi!! bir rakiple karşılaşamadı Galatasaray (ya da kimse rakip mi olamıyor ne!). Panathinaikos maçı da ölçü olmadı sanırım otoriteler için. Neymiş iyi oynamadan kazanmış GS. Sizler bunu kavrayamayın inşallah da biz devam edelim galibiyetlere. GS ekonomik oynuyor, hatta gösterişsiz oynuyor çünkü sahayı iyi parselliyor, iyi yardımlaşıyor, iyi kademeye giriyor, iyi hücuma kalkıyor. O zaman da topun peşinde at misali koşturmuyor kimse ya, sanıyorlar ki GS şansa o topu kapıyor, rakip oynayamadığından pozisyon vermiyor, ballı olduğundan pozisyon buluyor. Bu , iyi yer tutan bir kaleciye plonjon yapamıyor demek gibi, e ihtiyacı olmuyor be kardeşim. Bunun böyle olmadığını ne kadar geç anlarsa basın, diğer hocalar ve takımlar da o kadar geç anlayacaklar sanırım. Biz de ciddi bir maç oynayamadan ilerliyeceğiz birer birer.

- Bu arada maça Yunanca "Acınız, Acımızdır" pankartıyla çıkılmasında kimlerin emeği geçtiyse alkışlanmalı bence.

13 Eylül 2009 Pazar

Golün gelişi...


Tamam, tam olarak aynısı değil ama Barcelona'nın Getafe maçında attığı 2.gol bana GS'ın 3.golünü hatırlattı. Dani Alves , Elano gibi orta yapamadığından İbra önce düzeltmek zorunda kaldı ama girişim net aynı, izleyin bakalım

Kalite Farkı... GS 3-0 BJK


Öncelikle ligin başı olduğundanmıdır bilinmez ama son yılların en sakin geçen derbilerinden birini izledik. İki takım oyuncuları da ne hakemi tahrik ettiler ne birbirlerini. Tabata-M.Sarp-Ferrari ve Baros-Sivok sürtüşmeleri ise halı sahada maç yaparken bizlerin yaptığı tartışmalardan çok da uzak sayılmazdı. Böylece hakem üçlüsünün de işleri kolaylaştı ve maç sonrasında hakemi konuşmayacağımız bir derbi izlemiş olduk. Bazıları çıkıp Leo Franco'nun atılması gerektiğini söyleyecekler belki ama çizgiyi geçerken topla elinin temasını kesen Leo Franco'nun tam olarak hangi salisede teması kestiğini bir yandan koşarken tespit etmek, hele ki o anda atılan ara pas sonucu sondan ikinci savunma oyuncusuyla aynı hizada olan bir yardımcı için gerçekten imkansız. Hal böyleyken de ucunda kaleciyi atmak zorunda olduğu bir düdüğü hiç bir hakem (Sadece Türkiye'de değil) çalmaz. Hakemle ilgili en ilginç ayrıntı Tabata-Sarp mücadelesinde faul çalmadığı halde Tabata'ya da kart göstermesi oldu.
Gelelim derbiye; maç öncesi özellikle GS analizlerini saygıyla okuduğum extensor maç öncesi yazısında Denizli'nin İsmail Köybaşı ile sahaya çıkması halinde o bölgenin kevgire döneceğinden bahsetmişti. Keita milli maç yorgunu olduğu halde, yıllar sonra ilk defa GS sağ kanadı, sol kanadından daha aktif işledi.
Yine Korner, yine Arda, yine GOL...
Beşiktaş Galatasaray'ın duran top etkinliğini çalışmış orası kesin, ama ön direkten gelecek korner organizasyonlarına o kadar inanmışlarki Arda topa yaklaşırken (Servet'in de aldatıcı koşusuyla beraber) tüm savunmacılar ön direğe odaklanmıştı ki, top falsolu biçimde arka direğe gitti, Yusuf'un da büyük paylaşım hatası dolayısıyla Mustafa Sarp neredeyse kaleye girecek topu tipleyerek daha 4.dk da GS'ın üstünlüğünü ilan etti. Ancak milli maç yazısında da değindiğim üzere 4 dakika boyunca rakibini topa değdirmeyen GS'lı oyuncular tamamen geriye yaslanarak topu Beşiktaş'a bıraktılar. Sahayı iyi paylaşıp rakip tehlikeleri hep son anda kesmelerine karşın bu kadar geriye yaslanarak arada hata yapacakları açık seçik ortadaydı, ve yapıyorlardı da. İşte burada kalite farkı ortaya çıktı. Çünkü Beşiktaş hücumcuları bu hataları değerlendiremediler. Hücumcular yerine S.Özkan demeliyiz belkide. Evet, top Beşiktaştaydı ve siyah beyazlı oyuncular ellerini kollarını sallaya sallaya pas yapıyor topu GS yarı sahasında tutuyorlardı. Bunun sonucu olarak GS ilk defa rakibinden daha az pas yaparken bugüne kadarki pas ortalamasının hemen hemen yarısına ancak ulaşıyordu.
İstatistik demişken topu ne kadar uzun süre BJK kullansa da, istatistiklere bakınca isabetli orta ve ofsayt sayısı haricinde net bir fark göremiyoruz. Çok ilginç bir istatistikse topu topu 7'şer faul yapılan bir maçta 7 tane de sarı kart olması.
Neyse, maça dönelim yine. GS hiç alışık olmadığımız adar rakibin oynamasına izin veriyordu. Bunun nedeni, milli takıma çok fazla oyunca göndermiş olması ve Arda'nın Estonya maçında 2 maçlık oynayarak bu gece varlığını hissettirmeyişi olabilir (her ne kadar ilk yarı sonunda GS'ın en çok mesafe kat eden oyuncusu olsa da!). Ancak yine de sarı kırmızılılar oyunun kontrolünü bir şekilde elinde tuttuğunu hissettiriyordu. Rakibin açığını yakaladığında değerlendirebilecek yetenekli ayaklara sahipti. Tabi bir de kalesinde güven veren rakibin en etkili akınlarını eriten Leo Franco'ya.
Diğer tarafta ise, Türk futbolunun yetiştirdiği en önemli kalecilerinden biri olan Rüştü'nün gününde olmaması da GS'ın şansıydı. İkinci golde, Euro2008 deki Hırvatistan maçındaki gibi rakip oyuncuyu ceza sahasının dışına doğru bir kovalama eylemine girişince, Baros, topa vuruşuyla, topun gidişiyle tipik bir PES golü attı.
ikinci golden sonra Beşiktaş'ın da gardı düştü ve GS pas yapmayı hatırladı. Sahada varlığını bizim görmek istediğimiz şekilde topla kat ederek değil de, topu doğru yere, doğru zamanda, doğru şiddette vererek gerçekleştiren Elano'nun pasında Kewell'ın inanılmaz asistiyle 3. gol geldi. 2-3 hafta sonra basın başlar Elano'nu güçsüz olduğundan, oynamadığından bahsetmeye. Kewell'a da bu asistte bir parantez açmak lazım, herhangi bir futbolcu o pası vermek için düz bir vuruş yapar, topta gider savunmacıya çarpardı, kritik bir müdahale olurdu savunma adına. Ancak Kewell topu rakibin koşu istikametinin arkasından vererek defansın müdahale şansını sıfırladı, Baros da güzel bir vuruşla ağları havalandırdı.
Bu arada takımın ileride top tutamamasının önemli sebeplerinden biri Arda'nın yorgunluğuysa, diğeri de Baros'un oyun stiliydi kuşkusuz. Nonda belki bizi bu açıdan rahatlatabilirdi ancak oyuna girmeye hazırlanırken Hakan Balta'nın sakatlanması sonucu kulübeye geri döndü. Galiba Arda yorgunken, cezalıyken vb. formda bir Nonda'ya çok ihtiyacımız olacak.
Beşiktaş malesef bu oyun kurgusu ve kadro yapısıyla bu sene zorlanmaya devam edicek gibi. Malesef salı günü 3 gol daha görürler kalelerinde diye düşünüyorum.
Lige muhteşem bir başlangıç yapan GS ise bu maçla bir adım daha ileri giderken alıştığımız futbolundan biraz uzaklaşsa da maçı kazanması sevindirici. Artık "GS henüz ciddi bir rakiple karşılaşmadı" diyenlerin elindeki tek koz "henüz geriden gelerek maç kazanmadı.Bakalım ilk golü yiyince ne yapacaklar" cümlesi olacak sanırım.