22 Ağustos 2010 Pazar

Mabet...



Ali Sami Yen'de en son hangi lig maçını izlediğimi bile hatırlayamadım şu an, parçalar kopuk biraz. Geçen seneyi sadece Levadia Talinn maçı ile kapamıştık, bu sene Bursaspor maçı ile açılışı yapıyorum. İnşallah futbola küstürmezlerse beni bu sene 3-5 maç izlerim. Üzerimizde parçalı, dişli bir rakip, öyle ya da böyle kazanılması gereken bir maç, ve yıllardır Sami Yen'de beraberlik bile tatmayan bir çift göz.
Bakalım gece neler not düşeceğiz...

19 Ağustos 2010 Perşembe

Ölümü Görüp Sıtmaya Razı Olmak : Galatasaray 2 - 2 Karpaty Lviv



Civardaki mekanlarda ayrı ayrı receiverlar olmadığından maçları dönüşümlü izledim. Sadece Baros'un ilk golünü (Bir de PAOK'un golünü) izleyebildim. Çok da bu maç üzerine konuşmak istemiyorum zaten. İlk yarıdaki saçma sapan futbola mı yanayım, ikinci yarıda bir şekilde baskıyı kurup en azından maça net bir şekilde asıldığımıza mı sevineyim bilemedim.

2-2 iyi bir skor değil ama zaten GS oynamaya karar verirse orada galip gelip turu atlar, yok zaten ölü gibi oynayacaksak rakip daha zayıf olsa da tur gider. Bizim sorunumuz daha büyük malesef. Her şeyi YARIM yapıyoruz biz. Rijkaard gibi hoca getiriyoruz, muhtemelen transfer garantisi falan da vermişizdir, adamın istediği topçuları almıyoruz. Yıldız oyuncu alıyoruz, saçma sapan bir sağlık kuruluyla adamların futbol hayatına kastediyoruz vs. Sözüm ona ekonomi yapıyoruz. Şampiyonlar Ligi kaçmış, milyon eurolar uçmuş ya ekonomi yapmak lazım. Bu yaptığınız ekonomiyle seneye yine kaçacak ŞL o zaman ne yapacaksınız?

Aslında çok iyi giden şeyler var. Şirketlerin birleşmesi, stadın hemen hemen hazır olması, altyapıdan itibaren bir yapılanmaya girilmesi, takımın başına çok önemli bir adamın getirilmesi vs. Ancak başarısızlık geldiğinde bu sistem toptan yıkılacak, muhtemelen adam harcayıcılar tepkiyi azaltmak için takımın başına taraftarın kızamayacağı, kendilerine kalkan olacak birini getirecekler, bu kadar emek ve 2-3 yılımız çöpe gitmiş olacak.

Lige bu şekilde başlamış olmak o kadar da rahatsız edici değil aslında. Geçen seneye dönecek olursak erken Avrupa macerasına başlamak zorunda kalmak bize erken form tutturmuştu, böylece ligde ilk 8 hafta üst düzey performans sergilemiştik. Bu sene BJK için söylenenler geçen sene GS için söyleniyordu, Quaresma için söylenenler ise Keita için. Sonuçta ligin sonunda erken formdan düştük ve 2. bile olamadık. Bu bakış açısıyla şu anda form tutamamış olmayı önemsemiyorum ancak Avrupa arenasında erken havlu atmak, ve çok olası bir Bursaspor, Eskişehir kayıpları Rijkaard'ın sonu olabilir ki bu açıdan sadece biraz daha şanslı olsun bu takım diye dua edicem artık yatmadan.

Bir kaç haftayı minimum kayıpla atlatırsak muhakkak düzlüğe çıkarız, ancak bu akşamki gibi tam maçı döndürebileceğimiz sırada direkten dönen toplar, kıça başa çarpıp girmeyen toplar vs. bizim alehimize çalışmaya devam ederse o düzlük çoo...k uzaklaşır. Bize de Rijkaard'ı Milan'ın, Inter'in vs başında izlemek düşer.

7 Ağustos 2010 Cumartesi

Erkekler Neden Futbol Anılarını Unutmaz?

Prekazi bir maç yorumladı, herkesin dilinde. Maçı sesi kısık izlemek durumunda olduğuma bir kez daha hayıflanıyorum şimdi. Bu sene LigTv ye yorumcu olsun diyeninden, altyapıda Tugay'la beraber çalışsın diyenine bir sürü yorumcu/blogger mevcut.

Ne mutlu bana ki 30 senelik ömrümde Tanju, Simoviç, Prekazi, Uğur, Hagi vb. efsanevi oyuncuları ama televizyondan ama tribünden izleme şansına eriştim. Rövanşı canlı yayınlanmayan efsanevi 5-0 lık Neuchatel Xamax maçının 2. yarısına koşarak yetişmiş, okul çantamı fırlattığım gibi TV'nin başına geçmiş, heyecandan 45dk. ayakta izlemiştim. O dönemdeki lig maçlarını pek hatırlayamasamda Rapid maçından itibaren avrupa maçları hafızamda kazılı. İlk Monaco maçında Prekazi'nin ortasına kafasını koyan Tanju, ikinci maçta güya tarafsız sahada Prekazi'nin inanılmaz frikiği, Hagi'nin A.Bilbao maçında bizi zıplatması hep hatırımızda. Neden böyle olduğunu ben de bilmiyordum ki Tuna Kiremitçi anlatmış. O yazınca , hakikaten be diyesim geldi.


Bir Prekazi romantizmi


OFK-Galatasaray maçını Prekazi’yle izledik. Maçın yorumcusu Cevat Prekazi olunca içmeden güzelleştik.


Bizim Prekazi’nin lakabı saçını yıllarca Cevat Prekazi modeli kestirmesinden geliyor, hatırlatayım.
İnsan niye futbol sever? Çünkü her şey değişirken futbol aynı kalır. Sabit kalan her şey gibi, çocukluğu hatırlatır.
Hayat bizi nereye savurursa savursun, yeşil sahayı gördüğümüzde babamızla maça giden o ufaklık oluruz.
Erkeklerin o garip maç hafızası da bundan doğar zaten. Çünkü onlar maç değildir aslında, hayatın mihenkleridir.
Saçının ense kısmını uzatmış adam topa otuz metreden öyle bir vurur ki, gayrı ne Monaco prensi Albert unutabilir ne de siz.
O gol aynı zamanda rahmetli babanızla daldığınız sokak kutlamaları, geç döndüğünüzde annenizin surat yapması, evdeki bayrağın üstüne gazlı kalemle yazdığınız “Cimbom yarı finalde!” yazısıdır.
¡ ¡ ¡
“Dur ey zaman, ne güzelsin!” demiş ya Goethe, biz de bağırmak isteriz, Ettori’nin koruduğu kaleye giden topa: “Dur yahu, ne güzelsin!”.
Ama kerata bizi dinlemez, gidip o kaleye girer. Açar kollarını Cevat Prekazi, uçar gibi yaparak koşar. Sonra yıllar geçer, bazı şeyler girer araya ve başlarsınız takımınızdan ayrı düz koşuya.
On dört yıl şampiyonluk görmemiş, müzesinde UEFA Kupası falan olmayan o takım yoktur artık. Ruhu bile okunmamaktadır.
Ama bir gün, tırışka bir Avrupa Ligi maçında yorumcu kılığında çıkar karşınıza. Hemen sandığı açıp o bayrağı çıkarmak, koklamak istersiniz.
Yarı finali bayrağın sarı kısmına bir zamanlar heyecandan titreyen ellerle yazan çünkü sizin ruhunuzdur.
Açıp kollarını orta sahaya doğru koşmak isteyen çocuk ruhunuz.

6 Ağustos 2010 Cuma

Talihsizlik




Bu eşleşme Liverpool için büyük talihsizlik

Liverpool eşleşmesinden sonra Serdar Bali'nin Radyospor'a verdiği röportajdan alıntı.

Hay yaşa...

5 Ağustos 2010 Perşembe

Basın


İlk maç GS pozisyonları gole çevirememiş rakip 3 atakta 2 gol bulmuş, bu maç GS bulduğunu atmış, OFK ilk maça oranla daha fazla pozisyona girmesine rağmen atamamış,iki maçta da hemen hemen aynı tablo,

skor 2-2, maç sonunda basın toplantısında sorulan soru:
Tur tehlikeye girdi, elenirseniz tarihe geçeceksiniz, yorumunuz nedir?

skor 1-5, maç sonunda basın toplantısında sorulan soru:
UEFA kupasında GS yarı finaş, final oynayacak diyebilirmiyiz, ne düşünüyorsunuz?

Yuh ama size...

Transferinize Tüküreyim!



Arkadaş iki yılda iki adım ileriye gidin ya! Aslında başlıkta tükürmekten başka ifadeler kullanmıştım ama terbiyesizliğin lüzumu yok.

Ben mi yanlış hatırlıyorum yoksa bu yönetim 2 sene önce S.Bükreş maçı öncesi Baros transferini açıklayıp o gün oynayacak forvetin (Nonda idi yanlış hatırlamıyorsam) aklını başından almaya yeltenmemiş miydi? Ve o gün biz elenmemiş miydik?

Şimdi yarın Avrupa'da tamam/devam maçını oynayacağız ve 3 tane transfer neredeyse kesin olarak internete düşüyor. Yarın maç öncesi resmi siteden de duyursunlar tam olsun. Sonra da M.Sarp oynamadı, Allah belasını versin dersiniz. Ulan adamın yerine oyuncu aldığınızı açıkladığınız gün adam nasıl çıkıp top oynasın, M.Batdal'ın nasıl ayağı titremesin.

Daha önce bunu FB ile dalga geçmek için yazmıştım şimdi bizim yönetime söylüyorum

"EŞEK BİLE AYNI ÇUKURA İKİ KERE DÜŞMEZMİŞ"

foto FCN Blog' dan

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Bu Kötü Oldu İşte : Fenerbahçe 0 - 1 Young Boys



Maçı izlemedim sadece özet görüntüleri izledim, bir de M.Demirkol ve Rıdvan'ı dinledim (TV'ye bakmıyordum o sırada), görünen o ki FB sahada pek bir şey yapamamış. Açıkçası bu durum beni korkutuyor, 2 açıdan.

Birincisi, her konuda sidik yarıştırdığımız ezeli rakibimizin kötü olması rekabet ortamını yok ettiğinden bizim kulüp " Amaan nasılsa FB de kötü gidiyo" diye salıyor işin ucunu. Lig de de bunu gördük, onlar puan kaybettti, biz de kaybettik. Son iki senedir şampiyon olamamak her iki tarafa da o kadar koymadı çünkü 17-17 eşitlik devam ediyor. Transferde yavaşlar çünkü ezeli rakip bomba patlatmadı. Sözün özü bu maç yarın için beni ürkütür, ancak bizimkiler işi daha sıkı tutmalı, unutulmaması gereken şey FB elendi UEFA'ya geliyor, biz elenirsek ise Edirne'nin bu yakasına geleceğiz

İkincisi, Aziz Yıldırım bu mağlubiyetin altında kalmaz, muhakkak bunu unutturacak bir dünya yıldızını kadrosuna katar. Yarın, en geç öbür gün Gyan tamamdır, arkasından da Ronaldinho'yu bekliyorum. Bir musibet bin nasihatten iyidir misali, takımı adam etmek için ellerinden geleni ardlarına koymazlar artık.

Bu iki madde birbiriyle çelişiyormuş gibi dursa da, aslında öyle değil. Benim istediğim onlar başarısız olsun ama biz o sıra salmayalım, yaldır yaldır koşup arayı açalım :)

Neyse, biz Önce OFK Beograd'ı bir geçelim de...