9 Eylül 2009 Çarşamba

Hani Favori Bizdik!!




Türk futbolunda milli takımın ve Galatasaray'ın en büyük hastalıklarından biri de öne geçtiği maçta kontrolü elinde tutamamaktır. Yine aynı şeyi yaptık maça hızlı ve istekli başladık 4.dakikada golü bulduk ama 85 dk o golün üzerine yatabileceğimizi düşündük. Daha önce defalarca başaramadığımız gibi yine başaramadık. Her zaman da bir Bordeaux, Hırvatistan, Çek Cumh. mucizesi olamıyor malesef. Evet gol, tartışılabilir bir serbest vuruştan geldi ama bu, attığımız golden sonra 20 dk oyunun kontrolünü rakibe verdiğimiz gerçeğini değiştirmiyorki. Muhtemelen başka bir pozisyonda yine kalemizde golü görürdük.
Tabi bunda takımın Estonya maçında aşırı efor sarfetmiş olması ve sahada yürüyemez hale gelmiş olması kadar Terim'in Ceyhun tercihi de rol oynadı. Rakibin 2000 model Türkiye misali şişirdiği topları Dzeko her indirdiğinde gözler Mehmet Topal'ı aradı topa basıp atağı kessin diye. Hadi Topal sakatlıktan yeni çıktı ve formda değildi, peki GS'ın orta sahasında tarihi bir performans gösteren Mustafa Sarp da olsa Bosna bu şekilde bir baskı kuramazdı yarı sahamızda. Her dönen topu aldılar ve tekrar saldırdılar bu arada ağır ve tek hamleli defansımız nefes alamadığı için kalemizde bol miktarda tehlike yaşadık. Biraz şans, biraz rakibin tecrübesizliği biraz da Volkan'ın başarılı oyunu sayesinde de 1-1 e tutunduk. Şans eseri maçı kazanadabilirdik ama kazanmalıydık diyemiyoruz sahada oynana futbola bakınca.
Bir de kritik dönemeçlerde tecrübenin ne kadar önemli bir faktör olduğunu Terim'in unutması beni gerçekten şaşırtıyor. Acaba İ.Köybaşı hangi BJK maçını kurtarmış ki böyle kritik bir maçta kurtarıcı bir hamle olabiliyor? Yeteneklerine hayran olduğumuz Sercan bile sahada ancak sırıtmamayı başarırken İsmail, Önder ve Ceyhun'un katkısını tahmin etmek hiç de zor değil. Malesef bu seçimler takımımızın zayıf halkalarını oluşturdular. Nerede duracaklarını nasıl pozisyon alacaklarını tam kestiremedikleri gibi hata yapmaktan da korktukları için takıma katkıları sıfıra yakın oldu.
Ve en acısı takım olmayı unuttuk. Daha Euro 2008 üzerinden 1 sene geçti ve biz öğrendiğimiz her şeyi unuttuk. Topu her alan ileriye taşımaya kalktı (ki Estonya maçında da aynısı olduğundan bu maçta yıldızlarımızın yürüyecek hali kalmamıştı). Emre göbekten 2 ye 1 yapma sevdası yüzünden sayısız top kaptırarak takımın ileri geri koşturmasına sebep oldu. belki de ona bu tembih edilmişti ama ilginçtir ki Arda'nın direkten dönen şutu hariç tehlikeleri hep kanat akınlarından yarattık. Arda'nın da 3 gün arayla bu kadar farklı performans göstermesi ürkütücü, kötü oynamaya hakkı var ama biz buna alışkın değiliz. Alışmak da istemiyoruz açıkçası.
Bu tecrübeye sahip, avrupa şampiyonası oynamış, önemli uluslararası maçlara çıkmış bir takımın sahada bu denli kimliğini kaybetmesi çok acı gerçekten. Hala ileride H.Şükür varmışcasına top şişiriyoruz. Oysa ki ülkemize gelen bir total futbol ilahı her hafta futbolun inceliklerinin, gerçeklerinin altını çiziyor. Topun kıymetini bilelim diyor üstüne basa basa. Onun takımı ortalama 3.5 - 4 sn.de isabetli paslar vererek rakibini yoruyor, bizse topumuzla tüfeğimizle hücuma gidiyoruz. Modern futbolda orta sahanın önemini unutarak, topun sadece 2 kale önünde oynandığını düşünerek, yıldız oyuncuların yapacaklarına güvenerek, iman gücüyle koşarız diyerek bir o kaleye bir bu kaleye koşturuyoruz. Sonuçta ya kahraman oluyoruz, ya da hayal kırıklığı. Ama bir sistem takımı olamıyoruz hiç bir zaman.
O günleri görebilmek umuduyla...

2 yorum:

beterböcek dedi ki...

blogunu yeni gördüm,eline sağlık ilker abi güzel olmuş.kendimi pazartesi günü lab da gibi hissettim okudukça.konuya nazır bir yorum olmadı ama iyi dileklerimizi iletelim dedik.devamını bekliyoruz.

dt.ibo dedi ki...

Teşekkürler üşenmezsem devam edicem inşallah